Ecdadını ecdadına düşman olanlardan dinlersen, onların kitaplarını okursan, onların paylaştıklarıyla tanırsan eğer, ecdadına düşman olursun.

Müslümanın en büyük hasreti cihattır, şehadettir. Bizi içimizden ve dışımızdan fethetmeye çalışanlar, bizi birbirimize düşürmeye çalışanlar emellerini gerçekleştirebilmek için öncelik olarak bizi dinimiz ile vurmaya çalıştılar, sonra ecdadımız ile… Bize, şehadet inancını unutturmaya çalıştılar! Birçoğumuz İslam’ı hakiki manada yaşayamasak da dostun düşmandan ayrıldığı o kutlu gecede, şehadet inancımızın hala dimdik ayakta durduğunu yedi düvele gösterdik.

“Medeniyet dedikleri tek dişi kalmış canavar!
Yurdumuza alçakları uğratmadık!
Siper ettik gövdemizi durdu bu hayâsızca akın!
Doğacak (inşaallah) bize va’dettiği günler Hakk’ın
Kim bilir, belki yarın belki yarından da yakın…”

İçimize sirayet etmiş hainlerden arındıkça kim olduğumuzu daha iyi hatırlamaya başladık. Nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi daha iyi görmeye başladık ve sonunda nereye gitmemiz gerektiğini daha iyi anladık. Tabir o ya: “Anlayana değil anlatana bak.” Düşman küffar (şeytan) olsa bile “Şeytanın planı zayıftır.’’ buyuruyor Allah. Bizler ecdadımızın sancağını devralmalıyız. Bizim ecdadımızın sancağı öyle büyüktür ki gölgesi bütün Müslümanları serinletir.

Artık susmayacağız! Biz sustukça küffar İslam âlemini ateş çemberi içine sokuyor, bu ateş sönmedikçe nice canlar yanıyor. Yanan canlara bir tas sudur benim Mehmed’im! Dedim ya, sancağı artık devralmalıyız. Devraldığımız bu sancağı mazlumlara uzatmalıyız. Mazlumun feryadına kalkan olmalıyız. Allah’ın düşmanlarını korkutmalıyız. Kâfirden korkan değil, kâfiri korkutan Müslümanlar olmalıyız! Kâfire benzeyerek, kâfirin şemsiyesi altına girerek kâfiri korkutamayız. Bizler İslam ümmeti olarak bir oldukça diriliriz, dirildikçe kâfiri inletiriz evelallah.

Lakin canımızı yakan, gördükçe ve elimizden bir şey gelmedikçe yüreğimizi kavuran bir yangın yeri var yanı başımızda. Yuvasından olan milyonlarca insan, yurdumuzda ağırladığımız milyonlarca mazlum muhacir. İslam’ın son kalesi, tek umutları olan Türkiye’ye sığınan bu kardeşlerimize dili, dini, ırkı ne olursa olsun sahip çıkmak zorundayız.  Bizim ecdadımızın sancağı çok büyüktür. Biz asırlardır mazluma umut olmuş şanlı, şerefli bir milletiz. Aman dileyeni affetmişiz, imdat diyene kol kanat germişiz.

Bizler Karun gibi olmamalı, Hz. Ebubekir (rahmetullahialeyh) gibi malımızı muhtaç olanlar ile paylaşmalıyız. Vermekten korkmamalıyız. Ne buyuruyor Rasulullah (s.a.v): Veren al alan elden daha hayırlıdır.”

Kendi halkını bombalayan, vahşice katleden ve bu vahşete şii(terörist)leri de katıp teröristlere karşı savaşma bahanesiyle adına İslam devleti denilen kara sancaklı akbabalar ile birlikte masum insanları sırf mezhebi onlardan farklı diye katlettiler. Kadınlara dilimizin söylemeye varmadığı şeyler yaptılar, el kadar bebelere kıydılar.

Ben Müslümanım diyen kimse bu vahşete sessiz kalamaz. Sessiz kalanlar dilsiz şeytanın ta kendisidir! Eline silah alıp cephede savaşamıyorsan bunu duyurabildiğin kadar duyur. Onu da yapamıyorsak Mevla’ya el açıp yalvaralım cihatta olan ordumuzun muzafferiyeti, mazlumların selamete kavuşması için. Bu siyasi bir mesele değil! Bu haç ile hilalin savaşıdır! Dört bir yanımız yanarken sen nasıl olur da susarsın! Susmayı bırak mazluma nasıl dil uzatırsın! Yürüyüş yaparken atılan bir slogan vardır hani “Susma, sustukça sıra sana gelecek” diye. Şimdi niye susuyorsun? Ya yanma sırası sana gelirse? Neden elini taşın altına koymuyorsun? Bırak taşın altını be mübarek elini vicdanına koy artık! Şu mazlumlara saldırmayı bırak! Türkiye dikensiz gül bahçesiydi de bu mazlumlar gelince mi başladı sıkıntılar? Artık bu saçma söylemlere bir son vermeli ve silkelenip kendimize gelmeliyiz.

Bir büyüğümüzün dediği gibi: “Güneşe gözünü yummakla güneşi söndürmüş olmazsın. Kendini karanlıkta bırakmış olursun.” Bu drama gözünü yumarak yok sayamazsın. Gün gelir o göz açıldığında keşke kapamasaydım dersin de artık iş işten geçmiş olur.

Biz küffara kalkanımızı gösterdik. Şunu unutmasınlar: Kılıç kınından henüz çıkmadı!