Âlemlere rahmet olarak gönderilen nebiler serveri Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) bir gece Kâbe’de yatarken Cebrail Aleyhisselam yanına geldi ve Efendimizin göğsünü yardı ve kalbini zemzem suyu ile yıkadı. Göğsünü kapatmadan önce içerisine hikmet doldurup göğsünü kapattı. Sonra cennet bineklerinden olan Burak getirildi. Resul-i Ekrem Efendimiz ona bindirildi. Cebrail Aleyhisselamın refakati eşliğinde yol aldılar.

Burak’ın attığı adım dünyada attığımız adım gibi değil. Her bir adımını gözün göremeyeceği bir mesafeye atıyor ve Beytü’l Makdis’e doğru ilerliyorlar. Beytü’l Makdis yani Mukaddes ev, ilk kıblemiz olan Mescid-i Aksa.

Ayet-i Kerime’de Allah;

‘’Ona ayetlerimizden bazısını göstermek için kulunu geceleyin Mescid-i Haramdan, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir.’’ Buyurmuştur. (İsra -1)

Beytü’l Makdis yani Mescid-i Aksa Davud Aleyhisselam’ın oğlu Süleyman Aleyhisselam tarafından yapılmıştır. Yapımı bittikten sonra Süleyman Aleyhisselam Cenab-ı Hak’tan üç istekte bulundu. Bunlar; ‘’Kendisinden sonra kimseye müyesser olmayacak bir mülk ve saltanat, Allah’ın hükmüne uygun hükmetme kudreti ve bu mescide sadece namaz kılmak niyetiyle gelenlerin oradan analarından doğdukları gün gibi günahlarından temizlenmiş olarak çıkmalarını.’’ Efendimiz (s.av) bu hususta ki hadisinde; ‘’Allah ona ilk iki isteğini vermiştir. Üçüncüsünü de vermiş olmasını umarım.’’ Buyurmuştur.

Konunun Mescid-i Aksaya gelmesi sebebiyle yazımın bu kısmına dip not olarak birde şu hadiseyi eklemek isterim;

‘’İslamiyet’in ilk yıllarında kıble Mescid-İ Aksa idi. Ancak Müslümanların namaz kılarken Mescid-i Aksaya yönelmesi Yahudiler arasında dedikodulara sebep oluyor ve aynı kıbleye yönelmeleri sebebiyle kendi inançlarının da hak olduğunu iddia ediyorlardı. Efendimiz (s.a.v) Yahudilerin bu söylediklerini duyuyor ve çok üzülüyordu. Kıblenin Kâbe olmasını çok istemesi sebebiyle namazlarını eda ederken Mescid-i Aksaya yöneliyor ancak Kâbe önüne gelecek şekilde namaza duruyordu. Medineye hicretinden sonra on altı ay Mescid-i Aksaya doğru namaz kılmaya devam etti.

Bir gün Cebrail Aleyhisselam’a şöyle dedi;

-Ya Cebrail, istiyor ve arzu ediyorum ki Allah benim yüzümü Yahudilerin kıblesinden çevirsin.

Efendimizin arzusuna Cebrail Aleyhisselam şöyle cevap verdi;

-Ben sadece bir kulum. Sen Rabbine dua et ve ondan iste.

Efendimiz bir gün adı sonradan Kıbleteyn Mescidi olarak anılacak olan Mescidde Mescid-i Aksaya doğru namaza kıldırıyordu ve başını semaya kaldırdı. Namazı henüz bitmemişti ki şu ayet-i kerime nazil oldu:

‘(Ey Rasulüm, vahyin gelmesi için) yüzünün göğe doğru aranıp durduğunu görüyoruz. Bunun için seni razı olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir. Ne şekilde olursanız yine yüzlerinizi Kâbe tarafına döndürünüz.’ (Bakara-144)

Ardından Efendimiz (s.a.v) namaz esnasında yönünü Kâbeye doğru döndü ve cemaatte ona uyarak yönünü Kâbeye çevirdi. Artık kıble Kâbe’ydi ve Efendimizin duası kabul olmuştu.’’

Evet, Efendimiz Beytü’l Makdis’e vardı. Orada, bütün peygamberlerin toplanmış olduğunu gördü. Efendimiz (s.a.v) orada toplanmış olan peygamberlere imam oldu ve namaz kıldırdı.

(Benim kanaatime göre Efendimiz (s.a.v)’in burada namaz kıldırması Süleyman Aleyhisselamın duasının kabul olunduğuna dair bir işaret olabilir.)

Burada Peygamber Efendimize birinde süt, birinde şerbet ve birinde de su bulunan üç bardak takdim edildi.

Efendimize bunlardan birisini seçmesi söylendi. Efendimiz (s.a.v) içerisinde süt bulunan bardağı alıp içti. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam ‘’Ya Muhammed’’ dedi. Eğer içerisinde su bulunan bardağı alsaydın ümmetin ihtiyaçsız ve kanaatkâr olacaktı. Şerbet bulunan bardağı alsaydın sende ümmetinde mahrumiyete düçar olacaktınız. Ancak sen içerisinde süt bulunan bardağı seçtin. Sen, fıtri ve tabiî olanı seçtin. Sen de ümmetin de doğru yola iletildiniz. Dedi.

Ve devam ettiler. Sıra geldi Semavata Yükselmeye ve Peygamberler ile görüşmeye.

Beytü’l Makdis’de yüksek makamlara çıkmak için Miraç merdiveni kuruldu. Peygamber Efendimiz (s.a.v), bu merdivene Cebrail Aleyhisselam ile birlikte bindirildi ve birlikte semaya yükseldiler.

Cebrail Aleyhisselam gök kapısını çaldı:

-Kim o? Denildi.

Cebrail Aleyhisselam; ben Cibril’im! Dedi.

-Yanında ki kim?

-Yanımdaki Muhammed (s.a.v)

-Ona gelsin diye haber gönderildi mi?

-Evet, gönderildi.

Bundan sonra gök kapısı açıldı ve dünya semasının üstüne çıktılar. Efendimiz (s.a.v) orada oturan bir zât gördü. Sağ ve sol yanında bir takım karaltılar vardı. Sağına bakınca gülüyor, soluna bakınca ağlıyordu. Efendimize hitaben;

-Hoş geldin, safa geldin, salih peygamber, salih oğul. Dedi.

Efendimiz (s.a.v) Cebrail Aleyhisselama;

-Bu kim? Diye sordu.

Cebrail Aleyhisselam; ‘’bu senin baban Âdem’dir. Şu sağındaki ve solundaki karaltılarda çocuklarının ruhlarıdır. Sağındakiler Cennetlik, solundakiler ise cehennemlik olanlardır. Sağına bakınca güler ve mutlu olur, soluna bakınca ağlar ve kederlenir.’’ Dedi.

Buradan ikinci semaya yükseldiler. Gök kapısı açıldı ve Efendimiz orada Hz. Yahya ve Hz. İsa Aleyhisselam ile karşılaştı. Cebrail Aleyhisselam; bu gördüklerin Yahya ve İsa’dır. Onlara selam ver. Dedi.

Selamlaştıktan sonra Efendimize; ‘’Hoş geldin, safa geldin salih peygamber, salih kardeş.’’ Dediler.

Sıra üçüncü kat semaya gelmişti. Bu katta Hz. Yusuf Aleyhisselam vardı. Dördüncü katta Hz. İdris, beşinci katta Hz. Harun, altıncı katta Hz. Musa ve yedinci katta da Hz. İbrahim Aleyhisselam ile görüştü. Onların hepsi de Efendimize; ‘’Hoş geldin’’ diye mukabelede bulundular ve miracını tebrik ettiler.

Cebrail Aleyhisselam yedinci kat semadan Efendimizi alıp daha yükseklere çıkardı. Ardından efendimizin karşısına Sidretü’l Münteha sahası açıldı. Cebrail Aleyhisselam; ‘’İşte bu Sidretü’l Münteha ‘dır. Ben, buradan bir parmak ucu ileri gidecek olursam yanarım.’’ dedi ve oradan ileriye parmak ucu kadar bile geçmedi. Efendimiz Sidretü’l Münteha’dan dört nehrin aktığını gördü.

Aynı zamanda Efendimiz (s.a.v) burada Cebrail Aleyhisselamı bir kere daha gerçek suretinde gördü. Daha önce de Efendimize Risalet vazifesi verildiği sırada onu Mekke’nin Ciyad mevkiinde ufku kaplayan kanatlarıyla görmüştü.

Daha sonra Efendimiz (s.a.v) yanında Cebrail Aleyhisselam olmadan imkân ve vücub ortasında Kâb-ı Kavseyn ile işaret olunan makama vardı. Bundan sonra mekân ve zamandan münezzeh Zât-ı Zü’l-Celalin muhabbeti ve cemaliyle müşerref oldu.

Cennetin anahtarı olan namazda miraç hadisesinde farz kılındı.

Efendimiz (s.a.v) semaya yükselişinin ardından birçok ilahi tecellilere ve iltifatlara mazhar oldu. İmanın şartlarını, Cenneti, ahiret hayatını ve en önemlisi de Âlemlerin Rabbi olan Allah Azze ve Celle ile bizzat görüşme şerefine nail oldu.

Namaz ilk önce elli vakit olarak farz kılındı. Efendimiz dönüşünde Hz. Musa Aleyhisselama uğradı. Efendimize; ‘’Allah Teâlâ ümmetine neyi farz kıldı?’’ Diye sordu.

Efendimiz (s.a.v); ‘’elli vakit namaz farz kılındı.’’ Buyurdu.

Musa Aleyhisselam; ‘’Rabbine dön ve eksiltmesi için niyazda bulun! Ümmetin buna takat getiremez’’. Dedi.

Efendimiz (s.a.v) Rabbine yalvardı ve ardından Allah Teâlâ, namazı on vakte indirdi.

Efendimiz (s.a.v) yine Musa Aleyhisselamın yanına döndü ve ‘’Allah namazı elli vakitten on vakte indirdi.’’ Buyurdu.

Musa Aleyhisselam yine ‘’Rabbine dön ve niyazda bulun. Zira ümmetin buna güç yetiremez.’’ Dedi.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen merhamet peygamberi Muhammet Mustafa (s.a.v) Rabbine döndü ve niyazda bulundu. Âlemlerin Rabbi olan Allah; ‘’Yâ Muhammed! Benim katımda hüküm değişmez. Onlar, her gece ve gündüzde beş vakit namazdır. Her namaz içinde on ecir vardır ki bu da elli namaz eder.’’

Ardından Efendimiz (s.a.v) tekrar Musa Aleyhisselamın yanına uğradı.

Musa Aleyhisselam Efendimize; ‘’Neyle emrolundun?’’ diye sordu.

Efendimiz (s.a.v); ‘’her gün beş vakit namaz ile emrolundum.’’ Buyurdu.

Musa Aleyhisselam; ‘’Ümmetin her gün beş vakit namaza da güç yetiremez. Ben, senden önce insanları, İsrail oğullarını çok tecrübe ettim. Sen, dön de biraz daha indirmesini Rabbine niyaz et’’ dedi.

Ancak Efendimiz (s.a.v); ‘’Rabbime çok niyaz ettim. Bir daha niyazda bulunmaya hayâ ederim.’’ Buyurdu.

Böylece Miraç gecesinde beş vakit namazın yanı sıra Bakara Sûresi’nin ‘’Amenerrasûlü’’ olarak bilinen son iki ayeti, namazın vaciblerinden olan teşehhüdde okuduğumuz ‘’Tahiyyat Duası’’ ve Efendimiz (s.a.v)’e şefaat müsaadesi insan ve cin âlemine Efendimizin hediyesi oldu.

”Allah, Rasulünü Miraca çıkardı. Miraç bizlere namaz kılındı, namaz bizlere farz kılındı.”

Leyle-i Miraç ikinci bir Leyle-i Kadir hükmündedir.” (Bediüzzaman Said Nursi)

Bu günün kıymetini çokça bilmeli  ve bol bol namaz kılmalıyız. Namaz, aldığımız nefesin, gördüğümüz gözün, tuttuğumuz elin, duyduğumuz kulağın şükrüdür.

Musa Aleyhisselamın söylediği gibi günümüzde ne yazık ki insanlara beş vakit namaz çok ağır geliyor. Hesaba çekileceğimiz ilk amelin namaz olduğunu bildikleri halde namaz kılmayanların kalplerine Rabbim ‘’namaz aşkı’’ nasip etsin inşaallah.

Son olarak;

Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin Sözler kitabının ‘’Mi’râc-ı Nebeviyye’ye dair’’ kısmında şöyle demektedir;

‘’Mi’râc meselesi, erkân-ı imaniyenin usulünden sonra terettüp eden bir neticedir. Ve erkân-ı imaniyenin nurlarından meded alan bir nurdur. Erkân-ı imaniyeyi kabul etmeyen dinsiz mülhitlere karşı elbette bizzat ispat edilemez. Çünkü Allah’ı bilmeyen, peygamberi tanımayan ve melaikeyi kabul etmeyen veya semâvâtın vücudunu inkâr eden adamlara Mirac’dan bahsedilmez. Evvela o erkân-ı ispat etmek lâzım geliyor.’’