Hat sanatkârlarının pîri, Rasûlullah’ın (s.a.v.) amcasının oğlu, O’na biat edenlerin ikincisi, Müslüman olan erkeklerin ise ilki olan Hz. Ali bin Ebû Talib kerremallahu veche.

Hz. Ebûbekir’in (r.a.) halifeliği döneminde yapılan savaşlarda çok sayıda hafız şehit olunca Hz. Ömer (r.a.) halifenin huzuruna gelerek “Kur’an-ı Kerim’i bir araya getirip toplatsan çok büyük bir iş yapmış olursun.” dedi. Hz. Ebûbekir, bu fikre yanaşmadı ve şöyle buyurdu: “Ben Allah Rasûlü’nün yapmadığı bir şeyi mi yapacağım?”

Bir müddet boyunca yapılan istişareler ve Hz. Ömer’in bu husustaki ısrarları sonucu Hz. Ebûbekir, Kur’an-ı Kerim’i Mushaf haline getirmeyi kabul etti ve vahiy kâtiplerinden olan Zeyd bin Sabit’i (r.a.) bu görevin başına getirdi. Bu büyük sorumluluğu alan Zeyd vazifenin ehemmiyetini ve zorluğunu şu sözleriyle dile getirdi: “Vallahi bir dağı yerinden nakletmemi isteselerdi, Kur’an-ı Kerim’i toplama mesuliyeti kadar bana ağır gelmezdi.” Zeyd hemen göreve başladı ve kurulan heyet ile birlikte, ezbere bilinenlerin yanında hurma dallarına, taşlara ve derilere yazılmış olan ayetleri karşılaştırdı ve en doğru şekilde Mushaf haline getirdi.

Hz. Ömer’in halifeliği döneminde, müminlerin emîri Şam’a, Filistin’e ve civar bölgelere Kur’an-ı Kerim’ı ezbere bilen Müslümanlar gönderdi. Mekke ve Medine dışına çıkıldıkça Arapçanın değişik lehçeleri ile karşılaşıldı. Buralardaki halk Kur’an-ı Kerim’i kendi lehçelerinde okuyordu. Bu durum İslam dinini ve Kur’an-ı Kerim’i iyi bilen Müslümanları kaygılandırıyordu.

“Kur’an-ı Kerim’in Mushaf haline getirilmesinden sonra çok sayıda kâtip yetişmiş, yazı da büyük aşamalar kaydederek mimarlık, bezeme ve musiki gibi önemli bir sanat kolu olmuştur. İslam’ın kitap haline getirilen ilk metni olan Kur’an-ı Kerim, Mekkî, Medenî hatla deri üzerine siyah mürekkep ile noktasız ve harekesiz biçimde yazılmıştır. İlk yazılan bu Mushaf’ta sanat özelliği aranmamış ve sanatsal kaidelere dikkat edilmemiştir. Başlangıçta makilî denilen basit ve düz çizgilerden oluşmuş ve birçok yazı türüne kaynak olmuştur. Ardından kûfî hatta geçilmiştir.’’

Hz. Osman döneminde lehçelerden kaynaklanan bu kaygı giderildi ve Kur’an-ı Kerim’in çoğaltılması kararı alındı. Yazılan ilk Kur’an-ı Kerim nüshası Hz. Ebûbekir’e teslim edilmişti. Ondan Hz. Ömer’e, Hz. Ömer’in vefatından sonra ise kızı Hafsa’da (r.a.) kaldı. Hafsa’da bulunan nüsha teslim alınarak Kur’an-ı Kerim’in çoğaltılma işlemine başlanmış ve çoğaltılan nüshaların sayısının beş olduğu belirtilmiştir. Bu nüshalar Mekke’ye, Kûfe’ye, Basra’ya ve Şam’a gönderildi. Bir nüsha da halifelik merkezinde yani Medine’de kaldı. Hz. Osman döneminde yazdırılan Kur’an-ı Kerim nüshaları zamanla kayboldu. Ancak onlardan yine pek çok nüsha çoğaltıldığı için Kur’an-ı Kerim, üzerinde herhangi bir yanlışlık yapılmadan günümüze kadar geldi.

İslam’dan önce Araplarda hat sanatı yoktu, yalnızca düz, noktasız ve harekesiz yazı vardı. Yazıyı yalnızca ihtiyaç olan durumlarda kullanırlardı. Kur’an-ı Kerim’in Mushaf haline gelmesiyle birlikte farkında olunmasa da sanata ilk adım atılmış oldu. Güzel yazı yazma ve hat sanatına ilk adım, Hz. Ali (k.v.) ile başladı.

Kur’an-ı Kerim’in sağdan sola yazılması gözü yormuyor, yazılırken insana huzur, kalbe ferahlık veriyor, harflerin inişli çıkışlı olması ise göz kaslarının çalışmasını sağlıyordu. Hz. Ali’nin yazmış olduğu Kur’an-ı Kerim’deki harfler o kadar muntazam bir şekilde dizilmiştir  ki adeta cetvelle çizilmiş gibidir.

Hz. Ali yazı ile ilgili şu sözleri dile getirmiş ve tavsiyede bulunmuştur: “Çocuklarınıza yazıyla ikramda bulunun ki yazıda çok güzel işler vardır. İnsana sürur verir, içinde rahatlık ve keyfiyet vardır.”

Bundan mütevellit Kur’an-ı Kerim’in yazılmasının ardından, Hz. Ali kerremallahü veche yazının pîri olarak kabul edilir.