İslam Ordusu Çanakkale’de

0

Çanakkale’dir bu. Kimine göre kader, kimine göre büyük zafer, kimine göre ölümden beter. Ancak bir gerçek var ki anlayanlara Çanakkale şunu öğretti: ‘’bize yalnız Allah yeter.’’ Anlayanlar, bu zafer Allah’tandır dediler, anlamayanlar ise bir kuldandır dediler. Yurdu demir ağlarla ören bir kul değildi. Yurdu demir ağlarla ören Bakara suresi 154. Ayette yüce Allah’ın bize bildirdiği;

‘’ Allah yolunda öldürülenlere ‘’ölüler’’ demeyin. Bilakis onlar diridirler. Fakat siz sezemezsiniz.’’

Ayetine nail olan şehitlerimizdir. Analarımızın duaları, evliyaların, ulemaların, bu topraklara ayak basmış olan sahabelerin, peygamberlerin hürmetine bize bu vatanı bağışlayan yüce Allahtır.

Eğer o vatan evlatları İslam şuuru ile yetişmiş olmasalardı, Allah Allah nidalarıyla düşmana hücum etmeselerdi, galibiyetinde mağlubiyetinde yalnız Allah’dan geldiğine inanmasalardı, Bismillah diyerek o 276 kiloluk top mermisini bir hamlede kaldırıp namluya yerleştirmeselerdi, Seyit onbaşılar, Kınalı Hasanlar olmasaydı, o zorluklarla mücadele etmek yerine kanla alınan bu toprakları arkalarına bakmadan düşmana bırakırlardı. Oysaki onlar, Abdülhamid Han’ın ‘’Kanla alınan topraklar ancak kanla verilir.’’ sözünü akıllarına getirerek, bu vatan için evvelde savaşıp şehadet şerbetini içmiş olan şehitlerimizin, gazilerimizin kanlarını yerde bırakmamak için, onların bize emanet ettiği bu vatana sahip çıkmak için, analarımıza, bacılarımıza, mabedimize namahrem eli değmemesi için canlarını hiçe sayarak düşmana karşı göğüslerini siper ettiler. Düşünsenize, kul yapımı olan o Bizans surlarını geçebilmek ve İstanbul’u fethedebilmek için onlarca sefer düzenlendi, binlerce şehit verildi ama zor da olsa o surlar yıkıldı ve bu zafer Fatih Sultan Mehmet’e ve askerlerine nasip oldu. Allah’ın yaratmış olduğu insanlar, faniler orada vücutlarını siper ettiler, Bizans’ın surlarına kafa Çanakkale şehit çocuktutarcasına etten bir duvar ördüler ve düşmanın, vatan toprağının bir karışını bile ele geçirmesine izin vermediler. Metrelerce kalınlıktaki duvar er ya da geç boyun eğdi ve yıkıldı. Ancak Allah yolunda savaşan bu insanların vücudu surlardan daha zayıf olmasına karşın düşmana geçit vermedi.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

 

Öğrencileri savaşa gittiği için mezun veremeyen okullar, öğretmenleri savaşa gittiği için eğitim alamayan talebeler, yeni evlenmiş olan gençler, saçları kınalanıp askere gönderilen çocuklar… Evet hepsi bu vatanı müdafaa için oradaydılar. Düşman geçmemeliydi. Bu vatan İslam’ın son kalesiydi ve onlar İslam’ın son kalesini savunmak zorundaydılar. Onlar Allah’ın ayetlerine inanarak savaşıyorlardı. Dillerde tekbir, kalplerde iman, arkada gözü yaşlı analar ve önlerinde savaşan bir peygamber. Evet herkes inanıyordu ki Efendimiz (s.a.v) de onlarla birlikte savaşıyordu. Hissediyorlardı, maddiyatı olduğu gibi maneviyatı yüksek bir savaştı bu aynı zamanda.

Onlar, Allah’ın Ali-İmran suresi 111. Ayette geçen;

‘’Onlar size eziyetten başka bir zarar vermezler. Eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardımda edilmez.’’

Sözüne inandılar. Zira öyle de oldu, Allah mazlumların yanındaydı. Bu toprakları ele geçiremeyeceğini anlayan kâfir ordusunun yöneticileri yardımı kesti ve savaşı kazanamayacaklarını anlayanlar arkalarına bile bakmadan kaçtılar.

Nisa suresi 84. Ayette buyrulduğu üzere;

‘’(Ey Muhammed) Allah yolunda savaş! Sen ancak kendi yaptığından sorumlusun. Müminleri de savaşa teşvik et. Umulur ki, Allah kâfirlerin gücünü kırar. Hiç şüphesiz ki Allah kuvvet ve kudretçe çok daha güçlü ve cezası daha çetindir.’’

Ve bunlar gibi nice ayetlere inanarak ve yardımı ancak Allah’dan umarak savaştılar.

Canlarını hiçe sayan bu vatan evlatları zaferlerle dolu tarihimize bir yenisini daha eklediler ve Çanakkale’nin geçilmesine müsaade etmediler.

Daha sonra bir şair çıkacaktı meydana. Adı Mehmet Akif. Bu vatan uğurunda savaşanların anısına bir marş yazacaktı: adı ‘’İstiklal Marşı’’ Ve bu marşta şöyle bir kısım yer alacaktı;

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın;

Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.

Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…

Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

 

Bastığın yerleri ”toprak!” diyerek geçme, tanı!

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:

Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

 

İslam şuuru ile yetişmiş, bu cennet vatan uğuruna, Din-i Mübin-i İslam uğuruna gözlerini kırpmadan canlarını feda edebilecek, yalnızca bu vatanı değil Allah’ın kelamının duyulduğu her bir karış toprak için, mazlumlar için cihat edebilecek evlatlar yetiştirebilmek ve kâfirin göğsüne hançeri yeniden vurabilmek duası ile sizleri Allah’a emanet ediyor ve sözlerime Akif’in şu dizeleri ile son veriyorum.

İmandır, o cevher ki ilahi ne büyüktür. İmansız olan paslı yürek, sinede yüktür.”

Yanıtla