İran Sineması ve Kadın

0

Devrimden sonra İran’ın bir sineması olabileceğine ihtimal verenler bile, kadınların bu sinemada yer alacağı yeri tasavvur edemezlerdi. Sinema, kadının kamusal alanda yer alışı ve mahremiyet değerlerinin yeniden tanımlanışında kaçınılmaz bir şekilde tartışma gündemine dahil olmaktadır. Dini açıdan bakılınca, kamusal alana hicaplı olarak çıkması beklenen kadının perdede bu kadar yakından izlenebilmesinin bir açıklaması olmalıydı. Namus, iffet, mahremiyet gibi değerlerle ilgili görülen yüzlerce yıllık kabullerin bir devrimle birlikte değişmesi beklenemezdi ve bu konudaki değişikliklerin de makul açıklamaları olmalıydı. Nitekim İran sinemasının en önemli handikabı hâlâ kadın oyuncuların perdede yer alış biçimidir.

Filmlerde, aile içi ilişkilerde kadın tesettürlüdür. Erkek ve kadın oyuncu, filmdeki ilişkileri ne seviyede olursa olsun birbirlerine karşı mesafeyi korumalıdır. Bütün bu gerekliliklerin, özellikle devrim öncesini konu alan ya da ülke dışında çekilen filmlerdeki gerçekliği, tabiiliği zorlamaları nedeniyle, yönetmenleri sınırladığından söz ediliyor. Filmlerde kadınların örtülü bulunma gereği, süperstar sineması olmaması, kadın-erkek ilişkilerindeki ölçülülük ve aşk konusunun işlenemeyişi veya işleniş biçimi, İran sinemasının dış pazarlara açılmasında en önemi engelleri sayılıyor.(!) Öyledir ki bizim hiçbir zaman kabul görmeyen düşüncelerimiz, kıyafetlerimiz ve cümlelerimiz vardır. Bunların yanında sinema, İranlı kadınların sosyal, kültürel ve siyasal alanlarda ve aile içindeki konumlarını açıklayıcı bir işleve sahiptir. Mahmelbaf’ın İyilerin Düğünü’nü yurtdışında izleyenler, “İran’da kadın sahiden de fotoğrafçılık yapabiliyor mu, fotoğraf stüdyosu açabiliyor mu?” diye sormuşlardır. Azeri gazeteci Svetlana Necefova, Tahran’da Rahşan Beni İtimat’ın stüdyosunda kadın oyuncularla çalışmalarını izlerken İranlı kadınlarla ilgili ön yargılarının yıkıldığını, tesettürün aslında kadınların özgürlüğüne ve kendilerini geliştirmesine engel olmayabileceğini müşahede ettiğini yazmaktadır.

Devrimden yirmi yıl kadar sonra, devrim sonrası sinemasında kadın oyuncuların erkek oyunculara nispeten daha büyük bir gelişme gösterdiği söylenmektedir. Kadınlar sinemada yönetmen yardımcısı, yönetmen, kostüm ve sahne yönetmeni ve yapımcı olarak kendilerini kabul ettirmişlerdir. Perdenin arkasında rol alan kadınlar yeteneklerini bir şekilde beyaz perdede de göstermek istemişlerdir. Dini açıdan kadının sinema oyunculuğu meşruiyet kazanmış ve temizlenen sinema ortamı nedeniyle, oyunculuk herkes için saygın bir meslek sayılmaya başlamıştır. Rafsancani, Bizim sanatçılarımız, kadın ya da erkek, saygı görmemekten yakınıyorken, şimdi herkesten saygı görüyorlar; işte gerçek devrim bu! demektedir.

Neticede kadın oyuncu sinemada bazı ölçülerin sağlanmasına bağlı olarak yer alabilir. Mesela, Müslüman kadının mutlaka iffetli, takvalı ve çocuklarının eğitimi konusunda mesuliyet duygusuna sahip bir kişilik olarak gösterilmesi gerekmektedir. 1996 Sinemacılar Rehberi’nde yer alan kurallardan biri, filmlerde kadın oyuncuların yüzünün çok büyük gösterilmemesi gerektiğidir. İran sinemasında yer alan bu kısıtlamalar yönetmenler tarafından pek hoş karşılanmamıştır. Yönetmenler sınırlamalar nedeniyle, sinemanın İranlı kadını yansıtmakta yetersiz kaldığını ifade etmektedir.

Sinemada kadının tasviriyle ilgili kurallar ve sinemadaki kadın tipleri, topluma sunulmak istenen kadın modelinden hareketle biçimleniyor. İdeal kadın modeli, şüphesiz, Hz. Fatıma’dır. Fakat Hz. Fatıma’nın modelliğinden çok söz edilse de, televizyon ve sinema kanalıyla Hz. Fatıma’nın bir model olarak sunumunda başarı gösterildiği söylenemez. Televizyon programlarında en fazla yer verilen, ev işiyle meşgul ve kendini ikinci cins olarak kabul eden kadın tipleriyle topluma kadın ve aile konularında yanlış mesajlar gönderilmesi, bir kaygı konusudur.  Belki de sinemada eksik olan, Hz. Fatıma’nın ve Müslümanların hürmet ettiği öteki mübarek kadınların tasviriydi.

Kadın oyuncular genellikle sinema okullarından ya da sinema kurumlarının açtığı oyunculuk kurslarından sinemaya geçiyorlar. Başarılı kadın oyuncular içinde hepsi de devrimden sonra sinemada oynamaya başlayan Huma Rusta, Fatıma Mutemadarya, Efsane Baygan, Mahiya Ptrosan, Niki Kerimi, Feriman Fercami isimleri başta geliyor. Cemile Şeyhi, kariyerini Şahlık dönemi sinemasından bu yana sürdüren kadın sanatçılardan biridir.

Sinema oyunculuğu dindar bir kadın için uygun bir meslek olabilir mi? 1993 Fecr Film Festivali’nin en başarılı filmi (Ber Pal-i Fereştegan’ın Meleklerin Kanatlarında, Cevad Şemgadri) başrol oyuncusu Sudabe Agacaniyan, mümin bir kadın olarak sinema sahasında yer alışının İslami ilkelere uygun yaşamasına engel teşkil etmediğini vurguluyor:

“Sinema, İmam Humeyni’nin de dediği gibi, bir ruhun toplumun vücuduna üflenmesidir. Allah’a sığınarak sinema ve televizyonda faaliyet göstermeye başladıktan sonra ahlaki açıdan olsun bir değişim yaşamadım. Kadınların sinemada yer alışı erkeklerinki kadar gereklidir. Babam televizyonda çalışıyordu, oyuncuydu. Ama devrimden önce benim sinema ve televizyonda rol almamı istememişti. Üniversite yıllarında tiyatro faaliyetlerine başladım, ardından sinema ve televizyonda çalışmalar yaptım. Babam, tesettürlü Müslüman bir kadının oyuncu olabileceğine, buna rağmen Müslüman ve mümin kalabileceğine inanamıyordu. “Meleklerin Kanatlarında” ilk filmimdi. Film ekibi son derece saygılı, mümin insanlardan oluşuyordu. Bu benim çalışmalarımı kolaylaştırdı.”

İran sinemasının doksanlı yılların başından itibaren kadın konulu filmlere yöneldiği görülüyor. Devrimden sonra getirilen yasaklar ve sınırlamalar yönetmenleri kısıtlamış olsa da, giderek kadının başrolde oynadığı, kadın sorunlarını işleyen birçok nitelikli film yapıldı.

Misal olarak Muhsin Mahmelhaf’ın Gebbe (Kilim, 1995) filminde önceki filmlerinin aksine sadeliğiyle ve güzelliğiyle seyirciyi cezp etmektedir. Hikâyesi İran’ın güneybatısındaki Türk asıllı Bahtiyari Aşireti etrafında geçen Gebbe, kilim dokuyan yaşlı bir kadının rivayetlerini tasvir ediyor. Gebbe, İran’da en değerli ve uzun bir geçmişi olan bir kilimin adıdır. Hiçbir ön hazırlık olmadan, tabiattan ilham alınarak ve dokuyanların o anki ruh hali aksettirilmek üzere doğaçlama dokunur. Gebbe, aşiretin kimliğidir ve aşiret mensupları, dokunan her kilimle yaşantılarının bir kısmını ebedileştirirler. Film, yaşlı bir çiftin gebbelerini yıkamak için geldikleri ırmağın kıyısında, gebbeyi kimin yıkayacağı üzerine tartışırken geçmişi hatırlamalarıyla başlıyor. Ansızın yaşlı kadının gençliği, Gebbe Hanım isimli genç bir kız suretinde kilimden dışarı çıkıyor ve yaşlı çifte hayat hikayesini anlatıyor. Gebbe Hanım bir gence âşıktı. Fakat seyirci bütün film boyunca bu gencin sadece sesini işitir veya uzaktan atla geçişini görebilir. Aşiretler arasındaki anlaşmalar ve kurallar nedeniyle, Gebbe’nin ailesi bu evliliğe razı değildir. Bir muallim-şair olan ve şehir hayatından usanarak yıllar sonra aşiretine dönem amcasının teşviki Gebbe’ye cesaret verir; çeyizi olarak sırtında taşıdığı kimliğiyle birlikte sevdiği gence kaçar. (Bu Muallim Amca da, gençliğinden beri rüyasına giren Şair Kız’ı, aşiretin konakladığı bir su başında bulacaktır.) Fakat aşiret kanunlarından uzakta birlikte yaşlanan iki sevdalının hikâyesi, çocuksuzluğun da tesiriyle aşkın solduğu günlere uzanacaktır.

Gebbe, aşiretlerdeki fedakârlığın, aşkın, evliliğin, doğumun ve aşiretin yaşadığı değişimin manzarasıdır. Mahmelbaf, bu filmde, hayatın simgesi olarak suyu seçmiştir. Yıkanmak üzere konulduğu ırmakta, akıp giden su, gebbeyi dile getirir gibidir. Aşiret yaşantısının, bir renk harmanı halinde ve berrak bir su gibi akışını yansıtan film, “İran sinemasının en haysiyetli görsel gazeli” olarak tanımlanıyor. Aşiretlerde hüküm süren ataerkil değerlerin baskısına karşı bir genç kızın yüreğinden yükselen itirazları yansıtışıyla da Gebbe, İran sinemasının en fazla kadın ruhu taşıyan filmi olarak gösteriliyor.

Kadının ruhunu, benliğini, düşüncesini, yaşayışını, fiziksel değerleri ön plana çıkarmadan da anlayabilen yüreklere sahip olmak pek rastlanır bir özellik değil elbette, lakin saf ve temiz baktıkça eminim ki görülen de bu doğrultuda olacaktır.

Yanıtla