İmam-ı Bûsirî Hazretleri

0

Sahabe-i Kirâm efendilerimizden günümüze kadar Allah Resulü (s.a.v) efendimize binlerce şiir ve kasideler yazılmış. Birçoğu günümüze ulaşmışsa da birçoğu tarih sayfalarında unutulup gitti. Şiir yazılanların en hayırlısı olan Efendimize (s.a.v) saygı, hürmet, muhabbet, hayret, hasret ve aşk dolu dizelerin kaleme alındığı sayfalarda kaybolup gitmemek elde değil.

Bu mübareklerin, Allah dostlarının, Peygamber sevdalılarının kaleminden çıkan bu naatlar gönlümüze öyle dokunuyor ki hiçbir dünya kelamı bu kelamların yanında karşılık bulamaz. Son zamanlarda birçoğumuzun sıklıkla dinlediği-okuduğu naatlardan-şiirlerden biride 1296 yıllarında Mısır’da yaşamış ve Şâzeli tarikatına mensup Abu Abdullah Muhammed İbn Said ul-Bûsiri eş-Şâzeli’nin keleme almış olduğu bir naat. Bu muazzam naatın adı ise “Es-Subhu Beda.’’

Essubhu beda min tal’atihi: Sabah nurunu O’nun çehresinden aldı.
Velleylü deca min vefratihi: Gece ise karanlığını O’nun siyah saçlarından aldı.

Subhanallah sözlerdeki inceliğe bakar mısınız?

Olmasaydın olmazdık ya Resulallah, yer gök senin hürmetine yaratıldı ya Resulallah demenin tarifidir bu dizeler. Yalnızca bu dizeler değil elbet.
Efendimize olan aşkını anlattığı birçok şiiri, kasidesi vardı. Onlardan biriside aşağıda anlatacağım dizeler arasındadır.

Bûsiri hazretleri bir gün yatsı namazından sonra camiden çıkar ve evine doğru ilerler. Gecenin karanlığında karşısına sakalı, kıyafeti bembeyaz olan bir adam çıkar. Ancak gecenin karanlığında karşısına çıkan bu kişiyi tanıyamaz. Adam sorar; ‘’Ey İmam! Sen Peygamber efendimizi (s.a.v) Rüyanda gördün mü?’’

Bu soru üzerine Bûsiri hazretleri şaşkınlığını gizleyemez. Kendinden geçer. Adeta darp edilmiş gibi güçsüz, bitkin düşer ve o halde evine varır ve yatar. Sabah ezanı ile uyanır. Uykusundan uyanınca yatağından kalkmak için hamle yapar ancak kalkamaz. Bûsiri hazretlerinin eli, ayağı ve dahi bedeni hareket etmez bir haldedir, felç olmuştur. Bu durumu üzerine zaman içerisinde Bûsiri hazretlerine peygamber sevgisi ile ilham gelmeye başlar ve aşkını, sevgisini, muhabbetini kaleme alır ve kaside yazmaya başlar. Bu yazdığı kasidelerin arasında öyle bir kaside vardır ki o kaside Kaside-i Bürde’dir.

“Selem ağaçlarını mı, oradaki dostları mı andın ki birden
Gözbebeğin kanlandı, gözyaşın aktı kırmızı kırmızı…

Yoksa bir yel mi esti Kâzime yönünden;
Yoksa Eden Dağı’nın üstünde, kapkaranlık gecede şimşek mi çaktı?”

Gecenin karanlığında karşısına çıkan aksakallı adamın şimşek gibi çakan o tek cümlelik sorusu. Bûsiri hazretlerinin felç geçirmesine sebep olan o tek cümlelik soru ve tarif edilemez aşk ve muhabbet…

Evet. Bûsiri hazretlerinin İskenderiye’de bulunan türbesinin duvarları Efendimize aşkını, muhabbetini anlattığı bu naatlar ile dolu. Rabbim bizlere de böyle aşk ve muhabbet nasip etsin inşallah.

Artık o kalp durgun bir okyanus değil hırçın dalgaları olan, fırtınalar kopan bir denizdir.

Bundan sonra Bûsiri demek karada, havada, denizde, geçmişte, gelecekte Muhammed Mustafa (s.a.v)  demekti. Artık dili lal, kulağı da sağırdı ondan gayrısına.

160 beyitlik Kaside-i Bürde’yi bitirmiş ve artık yorgun düşmüştür Bûsiri hazretleri. Aşkın doruklarını yaşadığı bu kasidenin bitiminin ardından uykuya dalar. Rüyasında Efendimizi (s.a.v) görür. Efendimiz Bûsiri hazretlerine; ‘’bana oku yazdığını’’ der.
Bûsiri hazretleri rüya âleminde sorar; ‘’neyi okuyayım, hangisini okuyayım ya Resulallah?’’
Efendimiz; ‘’bana aşkını anlattığın kasideyi oku’’ der ve birkaç mısraı okuyarak hatırlatır.

Bûsiri hazretleri başlar okumaya. O okudukça Efendimiz kendinden geçmiş gibi adeta bir yaprak gibi sallanıyordu bu kaside karşısında. Hoşnuttu bu mısralardan. Aşkın tarifiydi bu mısralar. Seven sevdiğine sevdiğini söyleyince sevilen kendinden geçmez mi? Öyle bir haldi bu.

Efendimiz (s.a.v) bu mısralara öyle sevinir ki üzerinden hırkasını çıkarır ve Bûsiri hazretlerinin üzerine örter ve eliyle vücudunu sıvazlamaya başlar. Ardından oradan uzaklaşır ve gider. Bûsiri hazretleri sabah ezanı ile uyanır. Vücudunun felçli olmasının verdiği üzüntü ile bir ümit ile yatağından kalkmak ister. Aman yarabbi. Elleri, ayakları hareket ediyor. Vücudu şifa bulmuştur. İnanamaz bu duruma. Rüyada mıyım der. Kendisini yoklar. Hemen yatağından kalkıp abdestini alır ve doğru camiye gider. Sokakta hızlı adımlarla ilerlerken karşısına birden o dönemin büyüklerinden biri olan Ebu Reca çıkar.

Ebu Reca Bûsiri hazretlerine; bu gece okuduğun kasideyi bana okusana. Der. 
Bûsiri hazretleri sorar; hangi kasideyi kastediyorsun?
Ebu Reca; demin Efendimize (s.a.v) okuduğun kasideyi. Der.

Kalpten kalbe yayılan peygamber sevgisine bakar mısınız? Bûsiri hazretlerinin gördüğü rüyayı Ebu Reca da görüyor. Zamanla bu kaside, Kaside-i Bürde yani “Hırka Kasidesi” felçli hastaların şifa niyetiyle de okumasıyla kalpten kalbe uzanıyor, dilden dile yayılıyor ve günümüze kadar ulaşıyor.

Dünyaya ilk yağan yağmurdan son yağacak olan yağmura ve ikisi arasında yağan tüm yağmur damlaları adedince Efendimize salat eyle Allah’ım. Bu kasideyi yazan Bûsiri hazretlerine rahmet eyle, Efendimize komşu eyle, bizleri de onlarla birlikte haşr eyle Allah’ım. Âmin.

Sahabe-i kiram efendilerimizden günümüze kadar Allah Resulü (s.a.v) efendimize binlerce şiir ve kasideler yazılmış. Birçoğu günümüze ulaşmışsa da birçoğu tarih sayfalarında unutulup gitti. Şiir yazılanların en hayırlısı olan Efendimize (s.a.v) saygı, hürmet, muhabbet, hayret, hasret ve aşk dolu dizelerin kaleme alındığı sayfalarda kaybolup gitmemek elde değil.

Bu mübareklerin, Allah dostlarının, Peygamber sevdalılarının kaleminden çıkan bu naatlar gönlümüze öyle dokunuyor ki hiçbir dünya kelamı bu kelamların yanında karşılık bulamaz. Son zamanlarda birçoğumuzun sıklıkla dinlediği-okuduğu naatlardan-şiirlerden biride 1296 yıllarında Mısır’da yaşamış ve Şâzeli tarikatına mensup Abu Abdullah Muhammed İbn Said ul-Bûsiri eş-Şâzeli’nin keleme almış olduğu bir naat. Bu muazzam naatın adı ise “Es-Subhu Beda.’’

Essubhu beda min tal’atihi: Sabah nurunu O’nun çehresinden aldı.
Velleylü deca min vefratihi: Gece ise karanlığını O’nun siyah saçlarından aldı.

Subhanallah sözlerdeki inceliğe bakar mısınız?

Olmasaydın olmazdık ya Resulallah, yer gök senin hürmetine yaratıldı ya Resulallah demenin tarifidir bu dizeler. Yalnızca bu dizeler değil elbet.
Efendimize olan aşkını anlattığı birçok şiiri, kasidesi vardı. Onlardan biriside aşağıda anlatacağım dizeler arasındadır.

Bûsiri hazretleri bir gün yatsı namazından sonra camiden çıkar ve evine doğru ilerler. Gecenin karanlığında karşısına sakalı, kıyafeti bembeyaz olan bir adam çıkar. Ancak gecenin karanlığında karşısına çıkan bu kişiyi tanıyamaz. Adam sorar; ‘’Ey İmam! Sen Peygamber efendimizi (s.a.v) Rüyanda gördün mü?’’

Bu soru üzerine Bûsiri hazretleri şaşkınlığını gizleyemez. Kendinden geçer. Adeta darp edilmiş gibi güçsüz, bitkin düşer ve o halde evine varır ve yatar. Sabah ezanı ile uyanır. Uykusundan uyanınca yatağından kalkmak için hamle yapar ancak kalkamaz. Bûsiri hazretlerinin eli, ayağı ve dahi bedeni hareket etmez bir haldedir, felç olmuştur. Bu durumu üzerine zaman içerisinde Bûsiri hazretlerine peygamber sevgisi ile ilham gelmeye başlar ve aşkını, sevgisini, muhabbetini kaleme alır ve kaside yazmaya başlar. Bu yazdığı kasidelerin arasında öyle bir kaside vardır ki o kaside Kaside-i Bürde’dir.

‘’Selem ağaçlarını mı, oradaki dostları mı andın ki birden
Gözbebeğin kanlandı, gözyaşın aktı kırmızı kırmızı…

Yoksa bir yel mi esti Kâzime yönünden;
Yoksa Eden Dağı’nın üstünde, kapkaranlık gecede şimşek mi çaktı?’’

Gecenin karanlığında karşısına çıkan aksakallı adamın şimşek gibi çakan o tek cümlelik sorusu. Bûsiri hazretlerinin felç geçirmesine sebep olan o tek cümlelik soru ve tarif edilemez aşk ve muhabbet…

Evet. Bûsiri hazretlerinin İskenderiye’de bulunan türbesinin duvarları Efendimize aşkını, muhabbetini anlattığı bu naatlar ile dolu. Rabbim bizlere de böyle aşk ve muhabbet nasip etsin inşallah.

Artık o kalp durgun bir okyanus değil hırçın dalgaları olan, fırtınalar kopan bir denizdir.

Bundan sonra Bûsiri demek karada, havada, denizde, geçmişte, gelecekte Muhammed Mustafa (s.a.v)  demekti. Artık dili lal, kulağı da sağırdı ondan gayrısına.

160 beyitlik Kaside-i Bürde’yi bitirmiş ve artık yorgun düşmüştür Bûsiri hazretleri. Aşkın doruklarını yaşadığı bu kasidenin bitiminin ardından uykuya dalar. Rüyasında Efendimizi (s.a.v) görür. Efendimiz Bûsiri hazretlerine; ‘’bana oku yazdığını’’ der.
Bûsiri hazretleri rüya âleminde sorar; ‘’neyi okuyayım, hangisini okuyayım ya Resulallah?’’
Efendimiz; ‘’bana aşkını anlattığın kasideyi oku’’ der ve birkaç mısraı okuyarak hatırlatır.

Bûsiri hazretleri başlar okumaya. O okudukça Efendimiz kendinden geçmiş gibi adeta bir yaprak gibi sallanıyordu bu kaside karşısında. Hoşnuttu bu mısralardan. Aşkın tarifiydi bu mısralar. Seven sevdiğine sevdiğini söyleyince sevilen kendinden geçmez mi? Öyle bir haldi bu.

Efendimiz (s.a.v) bu mısralara öyle sevinir ki üzerinden hırkasını çıkarır ve Bûsiri hazretlerinin üzerine örter ve eliyle vücudunu sıvazlamaya başlar. Ardından oradan uzaklaşır ve gider. Bûsiri hazretleri sabah ezanı ile uyanır. Vücudunun felçli olmasının verdiği üzüntü ile bir ümit ile yatağından kalkmak ister. Aman yarabbi. Elleri, ayakları hareket ediyor. Vücudu şifa bulmuştur. İnanamaz bu duruma. Rüyada mıyım der. Kendisini yoklar. Hemen yatağından kalkıp abdestini alır ve doğru camiye gider. Sokakta hızlı adımlarla ilerlerken karşısına birden o dönemin büyüklerinden biri olan Ebu Reca çıkar.

Ebu Reca Bûsiri hazretlerine; bu gece okuduğun kasideyi bana okusana. Der. 
Bûsiri hazretleri sorar; hangi kasideyi kastediyorsun?
Ebu Reca; demin Efendimize (s.a.v) okuduğun kasideyi. Der.

Kalpten kalbe yayılan peygamber sevgisine bakar mısınız? Bûsiri hazretlerinin gördüğü rüyayı Ebu Reca da görüyor. Zamanla bu kaside, Kaside-i Bürde yani “Hırka Kasidesi” felçli hastaların şifa niyetiyle de okumasıyla kalpten kalbe uzanıyor, dilden dile yayılıyor ve günümüze kadar ulaşıyor.

Dünyaya ilk yağan yağmurdan son yağacak olan yağmura ve ikisi arasında yağan tüm yağmur damlaları adedince Efendimize salat eyle Allah’ım. Bu kasideyi yazan Bûsiri hazretlerine rahmet eyle, Efendimize komşu eyle, bizleri de onlarla birlikte haşr eyle Allah’ım. Âmin.

Yanıtla