Mutlak galip olan ve asla yenilmeyen Allah-u Tealâ’ya hamd-ü senâlar olsun. Allah’ım! Şeref ve ululuğun kutbu, nübüvvet ve risâlet güneşi delaletten hidayete sevk eden, cehaletten kurtaran Efendimiz Muhammed’e (s.a.v.) salât ve selâm olsun.

Mısır evliyasının büyüklerinden, Şâfiî mezhebinin fıkıh âlimi İmâm-ı Şa’rânî, müellifi olduğu Mîzân-ı Şa’râni adlı eserinde şöyle anlatıyor:

“İbn Beşşar, Ebûbekir Şibli’ye karşı ön yargılıyla yaklaşmıştı. Hatta toplantılarında:
– Şibli ile oturmayınız! diyerek Ebûbekir Şibli’nin feyiz dolu sohbetlerine gidilmesine mani olmak isterdi. Bir gün İbn Beşşar, Şibli’yi imtihan etmeyi aklına koydu ve Ebûbekir Şibli’nin yanına vararak sordu:
– Beş devenin zekâtı nedir?
Ebûbekir Şibli cevap vermek istemedi ve sükûtunu korudu. İbn Beşşar ısrar edince şöyle buyurdu:
– Şer’î ölçülere göre bir koyun. Vâcib olan bu. Ama bizim gibiler için hüküm başka. Hepsini vermemiz gerek!…
İbn Beşşar, tekrar sordu:
– Bu dediğinde kime uymaktasın, imamın kim?
– Hazret-i Ebûbekir. Ona uyuyorum. Allah ondan râzı olsun. O ki, neyi varsa, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’e getirdi. ‘Çocuklara ne bıraktın?’ denilince, ‘Allah ve Rasûlü’nü.’ diye cevap verdi.

İbn Beşşar bu cevabı beğendi. Nasıl beğenmezdi ki, hem Allah Rasûlü’nün yol arkadaşının ameliydi, hem de bu amel infak çizgisine yeni bir mesafe katmış olacaktı. İbn Beşşar, bu cevaptan sonra Ebûbekir Şibli (k.s) hakkında kötü konuşmadı ve sohbetlerine gidenlere mani olmaya çalışmadı.

Hazret-i Ebûbekir’in (r.a) ameli ihlâs ve samimiyetin örneğidir. İslam saadetini iliklerine kadar yaşayan bir zâttı Hz. Ebûbekir (r.a). Allah-u Teâlâ, Zümer Sûresi 11. ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:
“De ki: Ben, dini Allah’a has kılarak ihlâslı bir şekilde O’na kulluk etmekle emrolundum.”

Kaynak: Ahiret Azığı – Erkam Yayınları, 2005