Hubbü’l-hırratı mine’l-îmân*

0

*”Kediyi sevmek imandandır.”

Ehl-i üdebadan Amr el-Câhız, Kitâbü’l-Hayevân adlı eserinde bir efsane rivayet eder ki Hz. Nuh’un (a.s.) gemisinde fareler çoğalınca Nuh (a.s.), Allah Teâlâ’ya dua edip bir çözüm istemiş. Cenâb-ı Hak da Aslana aksırmasını emret. diye vahy etmiş. Diğer bir rivâyete göre Nuh’a (a.s.), aslanın başına dokunmasını veya burnunun deliklerini ovmasını söylemiş. Hz. Nuh (a.s.) bunu yapınca aslan aksırmış ve burnundan bir çift kedi düşmüş. Ve “şıp deyip burnundan düşmek” deyimi de bu efsaneyle beraber zuhur etmiş.

Rivayet odur ki Risaletpenah Efendimiz (s.a.v.), Uhud seferine gittikleri sırada ordunun önüne çıkan ve yavrularını emziren bir kedinin başına bir nöbetçi dikmiş ve orduyu o kedinin etrafından dolaştırarak sevk etmiştir. Daha sonra o nöbetçiden bu kediyi kendisine getirmesini isteyen Efendimiz (s.a.v.), Habeş asıllı karamel renkli bu kediyi sahiplenmiştir. Bu kediye “Müezza” ismini veren Risaletpenah Efendimiz’in (s.a.v.) daha birçok kedisinin olduğu bilinmektedir. Res’ûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.), kedisi Müezza’yı o kadar çok severmiş ki, Müezza bir gün sedirde oturan Efendimiz’in (s.a.v.) cübbesinin ucunda uyuyakalmış. Her kedi dostu gibi uyuyan bu güzelliğe kıyamayan Risaletpenah Efendimiz (s.a.v.) Müezza’yı uyandırmaktansa cübbesinin ucunu usulca keserek kalkmayı tercih etmiş. Efendimiz’in (s.a.v.) kedilere verdiği önemi gösteren bu olay daha sonra evliyanın büyüklerinden Ahmed er-Rifâî ve Bayezıd-i Bestami gibi nice büyük zat tarafından tekrarlanmış, yine evliyadan Muhammed Bâkî Billâh hazretleri bir gece teheccüd namazına kalktığında yorganının üzerinde bir kedi uyumuş, Bâkî Billâh da kediyi uyandırmamak için sabaha kadar yatağa girmemiştir. (rahmetullahi aleyhim ecmain)

fasih-ahmed-dede-kedileri-ile

Ashabdan biri bir gün Efendimiz’e (s.a.v.), bir sahabenin pis kedileri toplayıp kulübesinde baktığını söylemiştir. Bu olay üzerine daha sonra bu sahabeyle karşılaşan Efendimiz (s.a.v.) onun hırkasının altında bir şeyler gizlediğini görmüş ve ne sakladığını sorunca hırkası altında yavru bir kedi görmüştür. Yavruyu sevip okşayan Risaletpenah Efendimiz (s.a.v.) o zata “Ebu Hureyre” yani kediciğin babası ismini vermiş, utanmaması ve hatta övünmesi gerektiğini öğütlemiştir. O günden sonra Abdurrahman bin Sahr’a (r.a.) artık Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) hitap ettiği gibi “Ebu Hureyre (Kediciğin babası)” diye hitap edilmiştir. Bir gün bir sohbet esnasında Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) yanındakilere: “Hubbül hırratı minel iman” yani “Kediyi sevmek imandandır.” buyurmuş. ”Niçin?” diye soranlara ise ”Ebu Hureyre bilir.” Demiş, başka bir şey söylememiştir. Kendisi de bir kedi dostu olan ve Peygamberimiz’in (s.a.v.) hadislerini aktaran Ebu Hureyre (r.a.), Hz. Muhammed’in (s.a.v.) kedilerin ticari alım satımını yasaklattığını söyler. Hatta Ebu Hureyre’nin (r.a.) aktardığı hadislerde “kedisini kapatıp aç bırakan bir kadının cehennemde çektiği cezadan” bahsedilir. Mesaj oldukça açıktır. Kedilere iyi muamele şarttır!

Hz. Aişe (r.a.) validemizden nakl olunur ki: “Hz. Muhammed (s.a.v.), kedisi Müezza içtikten sonra kapta kalan su ile abdest alacakken sahabe-i kiramdan Ebu Nuaym (r.a.) “Ya Resul o sudan kedi içti.” deyince, Resulullah (s.a.v.) “Onlar en temiz ağıza sahiptirler.” buyurmuş ve abdest almıştır.” Bu ve buna benzer hadislerden anlaşılır ki kedi temizdir ve necis değildir. Kedi ev efradından bir zattır, evde yaşaması, beslenmesi zararlı değildir.

Ali bin Hüseyin Safî’nin Reşahât-ı Aynü’l-hayât adlı eserinden nakl olunur ki: Tasavvuf büyüklerinden Cüneyd-i Bağdâdî’ye (rah.) murâkabeyi yani kalbi dünyevî düşüncelere karşı koruma ve kontrol etme işini nereden öğrendiği sorulunca şöyle cevap vermişti: “Benim murakabe konusunda üstadım bir kedidir. Bir gün bir kedi gördüm. Bir deliğin önünde pusuya yatmış, fareyi gözetliyordu. Avına öyle bir yönelmişti ki hiçbir âzâsı oynamıyor, hatta tek bir kılı dahi kıpırdamıyordu. Hayretler içinde onu seyrederken bir­denbire gönlüme bir nida geldi. Diyordu ki: ‘Ey düşük himmetli! Ben se­nin maksudun olmakta bir fareden eksik değilim. O halde sen de beni talepte bir kediden aşağı kalma!’ O zamandan beri murakabeye çok önem veririm.” Temiz oluşuyla öne çıkan kedi, bu hadisede bir başka yönü ile de kendisini göstermiş ve misal olmuştur.

Hazreti Mevlana (rah.) döneminin önemli zatlarından Pir Esat Sultan’ın çok sevdiği bir kedisi varmış. Onu daima süt ile beslermiş. Bir gün hazret, kaba hem kendisinin hem kedisinin içeceği süt koyup üzerini kapatmış. Ve bir yere gitmiş. Pir Esat evde yokken Sultan’ın üzerini kapattığı sütün olduğu yere zehirli bir yılan girmiş. Yılan kap içerisinde bulunan sütten biraz içmiş ve kalan sütün içerisine zehrini akıtmış. Hazretin haberi olmayan bu durumu kedi görmüş. Pir Esat Sultan evine geldikten bir süre sonra kap içerisine koyduğu sütü içmek istemiş. Ama kedisi hazretin yüzüne bakarak acı acı miyavlamış. Sultan sütü içmek istedikçe o sesini yükseltmiş. Sultan sütü bir daha içmek isteyince kedi sultanın elindeki tastan kendisi sütü içmiş. Süt zehirli olduğu için o anda yerde kıvrılarak ölmüş. Sultan sütün zehirli olduğunu ve kedisinin sayesinde kurtulduğu için sevinmiş ama kedisinin ölmesinden dolayı da çok üzülmüş. Zehirlenmekten kurtulan Allah dostu, Allah’a şükrederek kendisini bu yolda feda eden kedisine bir mezar kazıp defnetmiş. Aradan bir süre geçince vefatına yakın bir zamanda vasiyetinde kendisini de kedinin defnedilmesini istemiştir. İşte bundan dolayı kendisine ‘Pisili Sultan’ demişlerdir.

Yine rivayet olunur ki, Galata Mevlevihanesi’nin seçkin hücrenişinlerinden rind-meşreb şair Fasih Ahmet Dede büyük bir kediseverdir. Kırk kedisi vardır; otuz dokuzu kendisinden önce ölmüş, hepsini kefenleyerek dergâhın mezarlığına defnetmiştir. Kırkıncı kedisi kara bir kedi imiş ve onunla birlikte ölmüş yine dergâhın mezarlığında ayakucuna defnedilmiştir. Ehlullâhın halleri farklı farklıdır. Dergâhındaki fareleri incitmemek için kedi beslemeyen Merkez Efendi gibileri de vardır, kedisini çok seven, hattâ kedisine mezar yapan sûfîler de olmuştur.

Abdurrahim isminde bir kedisi bulunan, çok az bir dünyalık ile, uzun zaman idare eden ve rahatça o rızk ile yaşayan Üstad Bediüzzaman (rah.), bu bereketin sırrını merak edenlere, şöyle bir izahda bulunur: “… Bu bereketler, ya yanıma gelen hâlis dostlarıma ihsandır veya hizmet-i Kur’âniyeye bir ikramdır veya iktisadın bereketli bir menfaatidir veyahut “Yâ Rahîm, yâ Rahîm” ile zikreden ve yanımda bulunan dört kedinin rızıklarıdır ki, bereket sûretinde gelir, ben de ondan istifade ederim. Evet, hazin mırmırlarını dinlesen, “Yâ Rahîm, yâ Rahîm” çektiklerini anlarsın…” (Mektubat – s.70) Bu izahtan anlaşıldığı üzere kedilerin mırlaması Allah’ı zikirdir ve pek çok bereketle taltiflendirilirler.

  • “Yeryüzündeki mahlûklara acımayana, göktekiler acımaz.”
  • “Merhameti olmayana merhamet edilmez.”
  • “Eshab-ı kiram dediler ki: Ya Resulallah, hayvanlara iyilikte de, sevap var mıdır? Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Her canlı hayvana yapılan iyilikte sevap vardır.” buyurdu.”

İslam dini ve Risaletpenah Efendimiz (s.a.v.); yalnız müslümanların, gayrimüslimlerin değil hayvanların ve tüm canlıların hayatına değer vermiştir. Temiz bir hayvan olduğu için sevilmesi, evde beslenmesi tavsiye edilen ve üzerinde daha fazla dikkat çekilen kedi özelinde anlatmaya çalıştığımız İslam dininin ve Efendimiz’in (s.a.v.) merhameti, canlılara verdiği değerdir. Vesselâm.

Yanıtla