Hakkın Divanında Kul Hakkı

0

Günümüzde bilerek veya bilmeyerek de olsa insanların hakkına giriyoruz ve bunun farkında değiliz. O kadar çok günah işliyoruz ki artık günah işlediğimizi bile fark edemiyor ve bunları alışkanlık haline getiriyoruz. Önemli olan meseleleri bile basitmiş gibi geçiştirebiliyoruz.

Bir örnek vereyim;
Ramazanda pide kuyruğunda yirmi kişi bekliyor diyelim. Biri geldi sırayı beklemeden direk en öne geçip pidesini alıp gitti. Tabi kimsede sorun çıkmasın diye adama bir şey demiyor. O adam sırada bekleyen yirmi kişinin hakkına girmiştir de farkında değildir ya da farkındadır ama “banane” deyip geçmiştir.

Hüd suresi 85. Ayet’te Allah:

Ve ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle yapın; insanlara eşyalarını eksik vermeyin; yeryüzünde bozguncular olarak dolaşmayın.

Buyurmadı mı?
Nedir bizi bundan alıkoyan? Kibirli olmamız mı yoksa imanımızdaki zayıflık mı?

Kendimizi toparlamamıza ve hak yoluna girmemize engel olan şey nedir? İnsan kendi kendisini yetiştirir. Bu insanın doğruyu görmesi ve kendini yetiştirebilmesi içinde bu konuların ehli olan kişilerin hakkı ve doğruyu haykırması gerekir. Kişi kendini yetiştirebilmesi için de, o konuda hevesli olması ve öğrenmek için çabalaması gerekir. Elbette ki ben bu yazıyı kaleme aldım diye bu konuya hakim sayılmam lakin bunları nâçizane kaleme alıp sizlere sunarak bir nebze olsun hayra vesile olmuş olayım.

Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir. (Hadis-i şerif)

Bir hadiste efendimiz (s.a.v):

Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helalleşsin. Çünkü ahirette altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevaplarından alınır, sevapları olmazsa, hak sahibinin günahları buna yüklenir.

Buyurmuştur.

Toplumsal hayatta başkalarını rahatsız edecek şekilde hareket edenler, ayıp etmiyor hakka giriyor, kişinin ibadet ve taatleri, üzerinde bulunan kul haklarını affettirmez.
Kul hakkı, kişinin cennet ya da cehenneme gidişinde önemli ölçüde belirleyici bir rol oynamaktadır. Allah’ın huzuruna kul hakkı ile çıkmanın, çok ağır bir vebali vardır. Çünkü böyle bir günahın Allah tarafından bağışlanması, hak sahibinin affetmesi şartına bağlanmıştır. Hak sahibi, hakkını almadıkça veya bu hakkından vazgeçmedikçe, Allah kul hakkı yiyenin bu günahını affetmemektedir. Çünkü ilâhî adâlet, bunu gerektirir.

Veda hutbesinde efendimiz (s.a.v):

Ey insanlar, sizin canlarınız, mallarınız, ırz ve namuslarınız, rabbinize kavuşuncaya kadar birbirinize haramdır (dokunulmazdır).

Buyurmuştur.

Buna göre, gasp, hırsızlık veya izinsiz alma gibi yollarla elde edilen haram para veya mal, sahipleri biliniyor ise kendilerine yahut mirasçılarına, bilinmiyor ise fakirlere veya hayır kurumlarına onların namına sadaka olarak verilmelidir. Ayrıca, yapılan bu kusurlardan dolayı da Allah’tan af ve mağfiret dilenmelidir.

Kanuni Sultan Süleyman bile küçücük bir karıncanın hakkını düşünerek onlara zarar vermemiştir, Ebussuud Efendiye;
Meyve ağaçlarını sarınca karınca günahı var mıdır karıncayı kırınca?
Sorusunu sormuş ve Ebussuud Efendi’de;
Yarın Hakkın divanına varınca Süleyman’dan hakkını alır karınca.
Diyerek bu güzel ve ince soruya aynı güzellik ve incelikle, açıklayıcı bir dille cevabını iletmiştir.
Bu kıssadan hisse çıkarabilmek duası ile

Allah’a emanetsiniz…

Fotoğraf : Lefthand666

Yanıtla