Ey Ademoğlu!

0

Kardeşlik!

Sahi neydi kardeşlik?

Yalnızca aynı anadan doğmak mıydı?

Yoksa Âdemoğlu olmak yetiyor muydu kardeş demek için?

Hepimiz kardeşiz! Zira hepimiz Âdemoğluyuz öyle değil mi?

Âlemlerin Rabbi olan Allah bazı ayetlerinde ‘’Ey Âdemoğulları’’ diyerek bizlere hitap etmiyor mu?

Peki ya bizi kardeşlikten alıkoyan nedir?

Mal, mülk, para, güç…?

Şeytanın, insanları yoldan çıkartmak için kullanmayı en çok sevdiği şeyler. İmanı zayıf olan kişiler şeytanın bu oyunlarına kolayca aldanarak ‘’din kardeşinin’’ canına gözünü kırpmadan kast ediyor.

Ne uğruna?

Bir hiç uğruna!

Ahiretini mahvetmek pahasına da olsa gözlerini kırpmadan kardeşlerinin canına kıyıyorlar. Çocukları yetim, eşleri dul, anaları evlatsız bırakıyorlar!

Peki ya şeytan insanın kardeşi olabilir miydi?

Bu hususta Hz. Abdülkadir Geylani’nin çok manidar bir sözü vardır:

‘’Her kuş kendi cinsiyle uçar. Kartallar kartallarla, kargalar kargalarla.’’

Şeytanlaşmış insanlar da şeytanlarla!

Sen din-i mübin-i İslam’ın sıhhat ve selameti için mücadele edenlerin yanında olmayıp, Allah düşmanı olanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapanların yanında saf tutarsan şeytan, kardeşin, ahiretin ise elem verici azabın olur!

Sen eğer Allah’ın verdiği aklı, bedeni, gücü, şeytanlaşmış insanların hain emelleri uğruna feda edersen, aklını kendinin değil onların kullanmasına müsaade edersen onlar da senin aklına din, dil, mezhep ve ırk gibi ayrıştırıcı düşünceleri empoze edip seni şeytanın safına çekerek fitne ordularına katılmanı sağlarlar!

Ey Âdemoğlu!

Gaflet uykundan uyan ve kendine gel!

Medeniyet dedikleri tek dişi kalmış canavar, Müslümanı Müslümana, kardeşi kardeşe kırdırıyor!

Yapma!

Ne diyor İstiklal şairimiz Mehmet Akif:

‘’Bastığın yerleri ‘’toprak’’ diyerek geçme, tanı:

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.’’

O kefensiz yatanlar bizim atalarımız, dedelerimiz. Onlar bu cennet vatan uğruna canlarını hiçe sayarak gövdelerini siper ettiler düşmanın kurşunlarına. Onlar cephede omuz omuza savaşırken ne din sordular ne ırk!

Omuz omuza savaşmalarındaki gayeleri ‘’vatanı müdafaa, İslam sancağının yere düşmemesi, mabedinin göğsüne namahrem eli değmemesi’’ idi.

Şimdiki savaşımız ise işe şer odaklarının şer kurşunlarına karşı kendimizi müdafaa etmek. Yani din, dil, ırk ayrımı ile kardeşi, kardeşe kırdırmak.

Ne Halid Bin Velid, ne Selahaddin Eyyubi, ne Bediüzzaman Said Nursi, ne de diğer büyüklerimiz. Hiçbirisi kendi ırkını üstün görmemiş. Yalnızca İslam sancağını yere indirmemek gayesi ile Allah düşmanlarına karşı mücadele etmişlerdir. Bediüzzaman Said Nursi en geniş daireden en dar daireye kadar insanlığın sorunlarıyla ilgilenmiştir. İslam âleminin ve Türkiye’nin sorunlarını kendisine kaygı edinmiştir. Bediüzzaman, Risale-i Nur’da insanı temel alarak doğrudan insanlara hitap etmiştir. Ne dil, ne de ırk belirtmemiştir.

Oysa ki Rahmet peygamberinin öğütlerine kulak verilseydi kimse kardeşi kardeşe kırdıramazdı.

Veda hutbesinde Efendimiz (s.a.v) buyuruyor:

“Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a, kırmızı tenlinin siyah tenliye, siyah tenlinin kırmızı tenliye üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır. Allah’dan korkmaktadır.”

Yani bu demek oluyor ki Türk olanın Kürt olana, Kürt olanında Türk olana bir üstünlüğü yoktur. Türk olanın Arap olana, Arap olanın Türk olana bir üstünlüğü yoktur.
Bunları işitip itaat edenler tabi ki de akıl sahibi olanlardır. Aklı olmayanlar ise Peygamber Efendimizin sözünü çiğneyip kendi ırkını üstün görenlerdir.

Bizim bir tane vatanımız var ve bizim bizden başka dostumuz, kardeşimiz yok.

Kardeşlik duygularımızın yeniden dirilmesi ve alem-i İslam’ın yeniden birlik içinde olabilmesi duası ile Allah’a emanetsiniz.

 

Yanıtla