Esma’ül Hüsnâ Serisi #45: Mucîb

0

Mücîb, kabul etmek ve cevap vermek anlamına gelen “İcabet” mastarından bir ism-i fâildir. Bu bağlamda El-Mücîb “Duaları kabul eden, istekleri yerine getiren, sıkıntıları gideren” demektir. Aynı zamanda tafsilatlı olarak ele alındığında; “Duaların bazılarını ahirette, bazılarını dünyada kabul eden fakat her halükarda yapılan dualara karşılık veren, hayırlı olanları kabul edip, hayırlı olmayanları kabul etmeyen ve gerektiğinde istenilenden daha hayırlısını veren” anlamına gelir.

Bu isim doğrudan dua ile alakalı bir isimdir. Dua ise ilk insandan günümüze kadar bütün insanların hayatında bir ibadet olarak var olmuştur. Yani dua etmek, her dinde inancın bir parçasıdır. Bu noktada İslam’ın duaya verdiği ehemmiyet ise diğer dinlere göre çok daha kapsamlı ve değerlidir.  Çünkü İslam’a göre dua, bir psikolojik rahatlama aracı değildir. Bazılarının zannettiği gibi, işleri ilaha havale edip hayata devam etmek de değildir. Hele hele, bir felaketten kurtulmak için el açmak hiç değildir. İslam çerçevesinde dua; Allah’ın makamından sürekli bir isteyiştir. Bu isteme, mümin için bir itikat, bir şiar ve hayati bir hedeftir. Her konuda Rabbine muhtaç, aciz ve güçsüz olan kula düşen görev, kime dua ettiğinin farkında olarak yani Rabbini tanıyarak her fırsatta ona dua etmeyi bilmesidir.

Diğer yandan Kuran’da birçok yerde Allah, dua etmeyen kullarına karşı sitem etmektedir. Çünkü ancak hak dini anlamamış olan kimseler duadan kaçınırlar. Rabbimiz dua etmeyen, dua etmeye gerek görmeyen ve duayı önemsemeyen tüm insanları müstekbir yani kibirli olarak anar. Ve bu konuyla alakalı Efendimiz “Kalbinde zerre kibir olan kimse cennete giremeyecektir.” buyurmuştur. Bu yüzden az önce de söylediğimiz gibi bize düşen, Rabbimizi iyice tanımak ve dua ederken vahamete kapılmamaktır.

Çünkü şeytan Allah’ın yolundan alıkoymak için insanlara ümitsizlik telkin ederek, hata yapan insanın moralini iyice bozmaya ve onu gelecekten yana daha ümitsiz bir insan haline getirmeye çalışır. Hatalarının telafisi olmadığını göstererek, müminleri daha büyük günahlara sürüklemek ister. Eğer insan, şeytanın bu dolduruşlarına gelir ve “Benim hatalarımın geri dönüşü yok. Bu yüzle Allah’ın huzuruna nasıl çıkayım. Nasılsa bir daha beni affetmeyecek.” diye düşünmeye başlarsa işte o zaman bu tuzağa düşmüş olacak. Çünkü bu mantık insanı şeytanın ağına düşürür ve bu ağa düşen artık yaşadığı umutsuzluk sebebiyle asla affedilmeyeceğini düşünerek günahları küçük görmeye ve dua makamını terk etmeye yönelir. Oysa Rabbimiz birçok yerde kullarına “Ey kendilerine kötülük ederek haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir. ” diyerek çıkış kapısını göstermektedir.  Bu yüzden şeytanın sizi kandırarak, dua makamından ayırmasına sakın izin vermeyin.

El Mücîb ismine anlam veren “Duaya icabet etmek” bir ulûhiyet özelliğidir. Yani hangi türden olursa olsun tüm duaları işitebilmek, onları kabul etmek yahut etmemek yalnızca Allah’a ait bir husustur. Fakat Kuran’ın da deyişiyle; İnsan pek acelecidir. Kendi hakkında hayrı istediği gibi şerri de isteyebilir. Bu yüzden Allah kulunun her duasını kabul etmeyebilir. Çünkü Allah katında yapılan duanın hayırlı olması her şeyden önemlidir.  İstenilen şeyin verilme zamanı, verilme miktarı, verilmesinin hayrı yahut verilmemesinin imtihanı gibi türlü türlü ayrıntılar gözetilir. Bununla ilgili olarak Nur Külliyatında çok güzel bir misal verilir;

Meselâ: Hasta bir çocuk hekimi çağırır:
Çocuk: “Ya Hekim! Bana bak.”
Hekim:  Ne istersin? Diye cevap verir.
Çocuk: “Şu ilâcı bana ver” der.
Hekim ise duruma bakar; Ya aynen istediğini verir, ya onun ihtiyacına binaen ondan daha iyisini verir ya da istediği ilacın hastalığına zarar olduğunu bilir, hiç vermez. İşte dua da böyledir. Her dua işitilir, fakat ancak hikmete uygun olanlar kabul edilir.

Tabi diğer bir yandan bazı zamanlarda dualarımızın kabul olmamasının daha kişisel sebepleri olabiliyor. Günahlarımızın çokluğu, ibadetlerdeki eksikliğimiz, teslimiyetteki başarısızlığımız ve duadaki doyumsuzluklarımız gibi. Yani ancak tüm bunları tamam edip, dua adabına riayet ettiğimiz takdirde dualarımıza icabet beklemeliyiz. Beklemeli ama asla sabırsızlık etmemeliyiz. Çünkü
kimi dualar Yunus (As.)’ın duası gibi anında, kimi dualar Yakub (As.)’ın duası gibi yıllar sonra kabul edilir. Ve kimi dualar da ahiret hayatında gerçekleşmek üzere ertelenmiştir. Ama her halükarda kul için hangisi hayırlı ise o gerçekleşir.

Yukarıdaki dua örneklerinde Peygamberleri seçmiş olmam asla gelişigüzel bir durum değildi. Çünkü Mücîb isminin Kuran’da tekil ve çoğul olarak geçtiği iki ayette de ayrı ayrı iki peygamberden söz edilmekte. Hud Suresi’nin 61.ayetinde Semud kavminin iman etmesi için defalarca dua ettiği halde kabul edilmeyen Salih Peygamberden, Saffat Suresi’nin 75.ayetinde ise ailesi iman etsin diye çaba gösteren Nuh peygamberden bahsedilmektedir.

Bunu özellikle belirtmek istedim, çünkü bizler acizliğimizi ve yetersizliğimizi hesaba katmadan dualarımızın kabul olmaması durumunda hemen karamsarlığa düşüyor ve pes edebiliyoruz. Oysa karşımızda koskoca Peygamberlerin kabul olunmayan yahut ertelenen dualarından örnekler var.  Düşünün ki Yakub (As.) yıllarca dua etmişti evladına kavuşmak için, Lût (As.) yıllarca dua etmişti kavmi sapkınlığı terk etsin diye, Musa (As.) yıllarca dua etti Firavuna karşı zafer kazanmak için, Âdem (As.) yıllarca dua etti tövbesi kabul olsun diye ve Efendimiz tüm ömrü boyunca dua etti İslam tüm coğrafyaya yayılsın ve herkes iman etsin diye. Gördüğünüz üzere her birinin farklı bir imtihanı ve farklı farklı bekleme süreleri vardı. Ama hepsinin ortak noktası neydi biliyor musunuz? Hiçbiri pes etmedi. Bir an bile Allahtan ümidi kesmedi. Kime dua ettiklerini öyle iyi biliyorlardı ki, bu konuda öyle güzel teslim olmuşlardı ki, samimiyetleri bir an bile eksilmedi. İşte o zaman Allah, dualarını kabul etti. Kabul edilmeyen dualara karşılık olarak ise gösterdikleri teslimiyeti mükâfatlandırmayı vaat etti.

Yani duadan maksat derdi bildirmek değil, kulluk göstermek; tevazu ve alçak gönüllülük arz ederek müracaatta bulunmaktır. Kaza ve kaderine rıza göstererek Allah’a dua etmek, Allah’ın kudretine her şeyden fazla saygı duymak duada en büyük makamdır.

O halde, Rabbim tüm güzel isimlerinin hakkı için hepimize merhamet etsin ve günahlarımıza rağmen bize bu ilmi anlamayı/anlatmayı nasip etsin.

Sadakallahulazim.

Yanıtla