Esma’ül Hüsnâ Serisi #40: Mukit

0

Mukit, “kut ve gıda vermek” anlamına gelen ‘ikâte’ fiilinden türemiştir. Bu bağlamda el-Mukit “Bedenlerin ve ruhların azığını yaratıp, önlerine veren” demektir. Yani Mukit olan Allah, mahlûkatı yarattığı gibi içindeki rızıkları da yaratmış ve yarattıklarını da azıksız bırakmamıştır.

Esma’ül Hüsnâ âlimlerince bu isim, ilim ve kudrete birlikte delalet eden bir isimdir. Çünkü kimin neye ihtiyacı olduğunu bilmek ilim ile, bu ihtiyacı yerine getirmek ise kudret ile olur. Öyle ki, kul henüz kendi ihtiyacını bilmezken, Rabbi onun ihtiyacını bilir ve giderir. Yani O’nun vermesi, kulunun söylemesine ve istemesine bağlı değildir. Fakat çalışmanın ve sebeplere sarılmanın ibadet olduğunu bildiğimiz için, bizler rızkımızı arayacak ve dua ile Rabbimizden istemekten de geri durmayacağız. Çünkü Rabbimizin ihtiyaç gidermesi, asla bir insanın ihtiyaç gidermesi gibi değildir. Bizler birine yardımcı olurken, onun önünü ve sonunu hesap edemiyoruz. İhtiyacı gidermeye odaklanıyor ve anlık davranıyoruz. Fakat Rabbimiz, ilm-i ezelesiyle kullarının yaşadıklarını ve yaşayacaklarını bilerek onlara göre rızıklar ve nimetler sunuyor. Aynı zamanda bir kulunun rızıklandırırken, diğerinden kısması yahut kesmesi gerekmiyor. O’nun hazineleri yarattığı her şeyi rızıklandırmaya yetiyor, asla azalmıyor ve tükenmiyor.

Bu isime yakışan en güzel örnek hiç şüphesiz anne sütüdür. Bebeğin anne karnına yerleştiği ilk günden itibaren annenin vücudunu korunaklı bir yer haline getiren ve aynı zamanda orada bebeğin bir ömür faydalanacağı bir besin var eden Rabbimiz, yarattığı o bebeğin gıdasını daha o gelmeden günler önce hazır etmektedir. Ve tüm bunlar olurken ne hikmettir ki, annenin ekstra hiçbir şey yapması gerekmez. Yani o annenin vücudu bile, yıllar önceden o bebeğin ihtiyaçlarına uygun bir şekilde yaratılır. Anne ise, her zaman yaptığı gibi sağlıklı beslenir ama sonucunda sindirim yoluna gidecek besinlerin artık bir adresi de süt keseleridir. Annenin vücudunda böyle kolaylıkla meydana gelen bu sütün yerine geçebilecek bir besinin keşfi, bilim adamlarının onlarca yıllık uğraşlarına rağmen mümkün olmamıştır. Çünkü sütün içerisindeki yağ, karbonhidrat, protein, vitamin ve mineraller tam manasıyla sağlansa dahi bu yeni süt, anneden bebeğe geçecek olan bağışıklık elemanlarını yüzde yüz sağlamakta yetersiz kalıyor. Bu sebepten gerçek anne sütü ile beslenen bebekler, her yaşta diğerlerine nazaran daha güçlü ve hastalığı daha kolay atlatan bireyler haline geliyorlar.

Ayrıca bilmeliyiz ki, insanın rızkı yalnızca önüne gelenler ve boğazından geçenler değildir. Ve Rabbimiz hamdolsun ki, kullarının maddi ihtiyaçları kadar manevi tüm ihtiyaçlarını da giderir. Mesela, kulluk ruhun gıdasıdır. Ruh ise ibadet ile beslenir. İbadetsiz kalan bir ruh, gıdasız kalan bir beden gibi bitkin ve hasta düşer. Yani Rabbimiz tüm ihtiyaçlarımızı giderse de, bir evreden sonra bunları kulların çabasına bağlı kılar. Kul, çaba gösterdiği ölçüde bu ihtiyaçlarına kavuşur ve faydalanır.

O halde, Rabbim tüm güzel isimlerinin hakkı için hepimize merhamet etsin ve günahlarımıza rağmen bize bu ilmi anlamayı/anlatmayı nasip etsin.

Sadakallahulazim.

Yanıtla