Esma’ül Hüsnâ Serisi #16: Kahhar

0

Kahhar kelimesi, yenmek ve üstün gelmek anlamındaki Kahr kökünden gelmiştir. Bu bağlamda El Kahhar, Kudreti karşısında her şeyi aciz bırakan, düşmanlarını kahrederek zelil ve perişan hale getiren, mutlak galibiyet ve hâkimiyet sahibi anlamına gelir. Âlimlerimiz bu ismin genel manasının “boyun eğdirerek üstün gelmek” olduğunu söylemişlerdir.

Yine Esma-ül Hüsn âlimlerince O’nun Kahhar olması şu üç anlama gelmektedir:

  1. Yarattıklarında dilediği şekilde tasarruf edebilmesi,
  2. İradesini yarattıkları üzerinde geçerli kılması,
  3. İstediğini istediği şekilde yapabilmesi. Yani o dilediğini cezalandırır, dilediğini rızıklandırır, dilediğini dalalete düşürür, dilediğini affeder, dilediğinin günahlarını örter, dilediğinin örtmez, dilediğinin hatalarını görmezden gelir, dilediğini aşikâr eder, dilediğini yaşatır, dilediğini öldürür.

Daha önce Cebbar ismini anlatırken de bahsetmiştik. Allah’ın celal isimlerinde cemal tecellisi ve cemal isimlerinde celal tecellisi görmek mümkündür. Mesela, Kahhar ismi zalimler için bir celal tezahürü iken, haksızlığa uğramış mazlum biri için rahmettir, onun hakkını temin eder. Yine Allah’a isyan eden Ad Kavmi, Semud Kavmi, Nuh Kavmi gibi birçok kavimde helak etmek olarak tecelli eden bu isim, diğer bir taraftan bakıldığında bir rahmet tecellisidir. Çünkü Allah bu kavimleri helak ederek, onları daha fazla günah işlemekten ve daha şiddetli bir azaba duçar olmaktan kurtarmış oldu. O halde insan, geçmiş asırlara bakmalı ve o asırlarda yaşayan asi ve inatçı kavimlerin akıbetini görmelidir. Ve anlamalıdır ki, insan başıboş değildir. Her vakit bir celal ve kahır sillesine maruzdur. Günahlarından dolayı azabın onu yakalamaması, Allah’ın kendisine verdiği mühletten dolayıdır. Farkındaysanız bu pencereden baktığımızda da, vaktiyle büyük bir kahır olan bu helak, kendinden sonra gelen milyonlarca insana nasihat ve ders olarak geri dönüyor. Yani Rabbin kahrı, hem adalet hem de rahmet ile tecelli ediyor.

Bilinmelidir ki Kahhar olan Allah, kulun düşmanı yahut rakibi değildir. Onunla olan mücadelesi, galibiyet kazanmak için yahut onu perişan etmek için de değildir. Rabbimizin bu isimdeki tecellisi ise; mahlûkata Allah’ın üstünlüğüne iman etmeyi ve yalnızca O’na güvenip dayanmayı, düşmanlık edenlere tek galibin kendisi olacağını, dost olanlara kahrından lütfuna sığınmayı, kullarına ise kahrıyla muamele edeceği davranışlardan sakınmayı öğretmektedir. Yani Kahhar olan Allah, aslında kulunun terbiye edeni, yol göstereni ve boyun eğdirip doğru yola getirenidir. Önce kullarının rahatlığını elinden alarak terbiye eder. Sonra dünya hayatının musibetleriyle terbiye eder. Tanınan bu mühlete rağmen yola gelmemiş, terbiye olmamış, Allah’ın emir ve yasaklarını hadsizce çiğnemeye devam etmiş kullarını ise gazabıyla tanıştırır. Çünkü serbest iradeleriyle O’nun karşısına günahkâr olarak çıkma cüreti gösteren kullar layık oldukları ceza ile muhatap olacaklardır. Bu Allah’ın vaadidir. Bu duruma gelindikten sonra ise O’nun sonsuz kudreti karşısında kimsenin güçlü kalması mümkün olmayacağı gibi, pişmanlık da fayda etmeyecektir.

Bu yüzden, bu duruma gelmeden önce geçeceğimiz evrelerde, gerek kâinat, gerek diğer kullar ve gerekse görünmez belalar bize bu ismin kâinattaki tecellilerini hissettirmelidir. Hissettirmelidir ki, kula tedbir ve tevekkül nasip olsun. Çünkü içinde bulunduğumuz kâinatta öyle bir düzen vardır ki, her şey birbiriyle kahredilir. Her şey birbirine sebep edilir. Örneğin sinek kurbağa ile, kurbağa yılan ile, yılan kuş ile, kuş da avcı ile kahredilir. Ve avcı ise sinekten yüz bin kat küçük bir virüs ile kahredilerek, bu durumun büyüğün küçüğü, güçlünün güçsüzü yendiği bir harp meydanı olmadığı belli edilir. Eğer Allah isterse zalimi zalime musallat eder, ikisinden de intikam alır. Eğer isterse küçücük bir sineği musallat eder, zalimin canını alır. Eğer isterse, sinekten yüz bin kat küçük bir virüs ile acılar içinde bırakır. Ve bu sahneler içerisinde kullara düşen, Rabbin kudretini idrak edip buna uygun şekilde yaşamak ve kahrıyla değil lütfuyla terbiye olmak için doğru yoldan sapmamaktır.

Bu ismin Kur’anî çerçevesine baktığımızda, Kahhar’ın altı yerde Allah’a isnatla kullanıldığını görüyoruz. Bu kullanımların genel özelliği, hepsinin Mekkî sûrelerde geçmesi ve hepsinde El-Vahid ismiyle birlikte kullanılıyor olmalarıdır. Vahid, tek ve bir ve eşsiz demektir. Bu ismin “elvâhidülkahhâr” şeklinde kullanılması, bir ve tek olan Allah’ın tüm âleme gücünün yeteceğini göstermektedir. Bu kullanımla “Bu kadar insandan bana mı sıra gelir?”, “Cehennem dolar, bana yer kalmaz.” gibi düşünce ve esprilerin ne kadar hadsiz olduğu insanın yüzüne çarpılmaktadır. Yani Kahhar isminin tecellisi, bütün azameti ve kudretiyle, dünyada ve ahirette kendini gösterecek ve insanlar yaptıklarından dolayı hesaba çekilecektir. “Ancak tevbe edip kendini düzeltenler müstesna.” Nur/5

O halde, Rabbim tüm güzel isimlerinin hakkı için hepimize merhamet etsin ve günahlarımıza rağmen bize bu ilmi anlamayı/anlatmayı nasip etsin.

Sadakallahulazim.

Yanıtla