Esma’ül Hüsnâ Serisi #15: Ğaffar

0

Ğaffar kelimesi sözlükte “kirlenmekten korunmak maksadıyla bir şeyin üstünü örtmek” anlamına gelen, Ğafr kelimesinden gelmiştir. Buradan yola çıkarak anlıyoruz ki Ğaffar olan Allah, kulunu korumak için hatasını ve ayıbını örtendir. Aynı zamanda, daima bağışlayan ve bağışlamaktan usanmayandır.  Bununla alakalı olarak İmam Gazâlî Hazretleri, Ğaffar ismine, “tekrar tekrar affeden” mânâsı verdiğini de bilmekte fayda var. O halde Ğaffar, kaç defa bağışladığına bakmadan affedendir. Bin defa tövbe etsen, bin defa affedecek olan demektir.

Kur’an’da Allah’ın bağışlamasıyla  ilgili üç kelime karşımıza çıkar. Bunlardan birincisi “Cezasından vazgeçip, yalnızca uyaran” anlamına gelen Af‘dır. İkincisi “Cezasından da, uyarısından da vazgeçen” anlamına gelen Saf‘dır. Ve üçüncüsü “Ne ceza, ne uyarı. Tamamen yapmamış gibi muamale eden” anlamına gelen Ğafr‘dır. Ğafr ise mağfiret istemektir. Rabbimiz’den hiç günaha bulaşmamış gibi, hiç şeytana uymamış, hiç nefsi dinlememiş, hiç namazı terketmemiş, hiç gıybete bulaşmamış gibi muamele beklemektir. Yani tövbesini defalarca bozan bir kul, pişman olarak Allah’a sığınsa ve affını dilese, Ğaffar ismi gereği Allah bu kulu affedeceğini söylemiştir. Yalnız bu isimden nasiplenmenin birinci şartı, gerçekten pişmanlık duymak, samimiyetle tövbe ve istiğfar ile mağfiret kapısını çalmaktır. Bir diğer şartı da, başkalarını affetmek ve insanların kusurlarını örtmeyi bilmektir. Efendimiz (s.a.v.) bu konuda “Bir kul, bu dünyada başka bir kulun ayıbını örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter.” buyurmuştur. O halde, uykularını kaçıran, canını sıkan, ruhunu daraltan ve kalbini yoran bir günahın varsa korkma! Korkma bak, Rabbin sana yolunu gösteriyor. Sen kullarımın günahlarını görme, kusurlarını yayma, hatandan pişman ol ve bana sığın, ben onu olmamış sayacağım, diyor. O halde, Allah seni ne kadar affetsin istiyorsan, sen insanları o kadar affedeceksin. Rabbinin senin kusurlarını ne kadar örtmesini istiyorsan, insanların kusurlarını o kadar örteceksin. Yani özetle; ahirette nasıl bir muamele görmek istiyorsan, dünyada insanlara öyle muamele edeceksin. Formül bu.

Yine bir Hadis-i Şerif’te Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Melekler kulun günahını yazarlar ve daha sonra semaya yükselirler. Semaya yükseldiklerinde kulun amel defterinde bu günahın yazılı olmadığını ve üstelik hiç işlemediği sevapların yazılı olduğunu görünce Allah-u Teala’ya şöyle derler: ‘Ey Rabbimiz biz kuluna zulmetmemiştik, ancak onun işlediklerini yazmıştık.’ Buna karşı Allah meleklere şöyle cevap verir: ‘Evet doğru söylediniz. Kulum o günahları işlemiş ve defterindeki sevapları işlememişti. Lakin kulum günahına tövbe etti ve göz yaşlarıyla benden af diledi. Ben de onun günahlarını mağfiret ettim ve ona karşı cömertçe muamele ederek günahlarını sevaba çevirdim. Ben ikram edenlerin en çok ikram edeniyim.” Bu hadisin sahihliği konusunda şüpheye düşecek olanlar için de bir güzellik yapalım ve bir kıssa da Kur’an-ı Kerim’den alıntılayalım.

Rivayetlere göre İfk hadisesinde Ayşe Validemiz’e atılan iftirayı dilden dile yayanlardan biri de akrabası Mıstah bin Üsâse İdi. Mıstah, gerek çocukluğu gerek gençliğinde, Ebubekir (a.s)’ın hem maddi hem manevi himayesinde olan isimlerden biriydi. Bu olaya onun da adının karışması Ebubekir (a.s)’ı hayli üzüyordu. Günler sonra iftirası ispatlanınca Ebubekir (a.s) bir daha ona hiçbir şekilde yardım etmeyeceğine dair yemin etti. Bunun üzerine Efendimiz ona şu ayeti okudu: “İçinizden fazilet ve servet sahibi olanlar akrabalarına, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere bir şey vermemeye yemin etmesinler. Kusurlarını affetsinler, aldırmasınlar. Allah’ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” Bu ilâhî beyanı duyan Hz. Ebubekir “Vallâhi ben, Allah’ın beni bağışlamasını çok isterim!” dedi ve Mıstah’a daha önce yapmakta olduğu yardımı tekrar devam ettirdi, bir daha bu yardımı hiç kesmeyeceğini açıkladı. İşte bu tavır, ayeti anlamış olan insanın tavrıdır. Rahmeti samimiyetle isteyen insanın tavrıdır. Mağfireti hak etmek için her türlü çabayı gösterecek insanın tavrıdır. Hepimize ders olsun inşaallah!

Geleneği bozmadan Kur’anî çerçeveye baktığımızda, Ğaffar isminin Kur’an’da beş kere ve beşinde de “Aziz” ismiyle birlikte karşımıza çıktığını görüyoruz. Üstelik ilk defa Taha Sûresi’nin 82. ayetinde, Musa (a.s)’ın Tur Dağı’na çıktığı dönemde, İsrailoğulları’na karşı kullanılmıştır. Yine Sad Sûresi’nin 65-66. ayetlerinde müşriklere seslenilirken de bu ismin kullanılması bazı araştırmacıların dikkatini çekmiş ve bu durumu bir davet olarak yorumlamışlardır. Yani kâfir de olsa, müşrik de olsa her insanın içinde fıtratı gereği vicdan ve merhamet vardır. Ayetler ise, içlerindeki bu insani duyguyu öldürmeyen, yaptıkları işkence ve hatalardan dolayı kalbi rahat etmeyen bu insanlara, Allah’ın Ğaffar olduğunu hatırlatarak, tövbe kapısının açık olduğunu göstermektedir. Yarattığı hiçbir kulu sahipsiz bırakmayan, müşrik/kafir/mümin ayırt etmeden her birinin tövbe etmesini umut eden, tövbe ettikten sonra ise geçmişi hiç olmamış sayabilecek kadar mağfireti bol olan Rabbimize şükürler olsun.

O halde, Rabbim tüm güzel isimlerinin hakkı için hepimize merhamet etsin ve günahlarımıza rağmen bize bu ilmi anlamayı/anlatmayı nasip etsin.

Sadakallahulazim.

Yanıtla