Esma’ül Hüsnâ Serisi #13: Bâri

0

“Allah, eşyayı takdir etmesi ve bu takdire uygun olarak yaratması itibariyle Hâlık’tır. Onları yokluktan varlığa çıkarması itibariyle de Bârî’dir.” diyor İmam Gazâlî Hazretleri. Buradan yola çıkarak El-Hâlık ve El-Bâri isimlerinin iç içe geçmiş ve birbirini tamamlayan sıfatlar olduklarını anlayabiliriz.

Geçen yazımızda Hâlık isminin “Halk” kökünden türediğini ve bu kökün de “tasarlamak, ölçmek, biçmek” anlamına geldiğini belirtmiştik. Bâri ismine baktığımızda ise, “Ber” kökünden türediğini ve “yarattıklarına farklı ama uyumlu özellikler veren” anlamına geldiğini görüyoruz. Mesela, insanı sistemli bir şekilde yaratması takdir işidir. Bu sistemin içine organları, organların içine dokuları ve dokuların içine de hücreleri koyarak yaratması bir ilim eseridir. Her insanın bu takdir ve tertip ile yaratılması Hâlık ismini gösterir. Bâri ismi ise, takdir edilmiş bu sistem içindeki organlara farklı özellikler verilmesini ve organların bu özellikler çerçevesinde uyumlu bir işleyiş gerçekleştirmesini gösterir.  Yani organlarımız arasındaki uyum bu ismin bir tecellisidir. Mesela kaşlarımız ve gözlerimiz arasındaki uyumu düşünelim. Eğer kaşlarımız da saçlarımız gibi hızla uzasaydı gözlerimiz önüne perde olsaydı ne olurdu? Yahut kirpiklerimiz olmasaydı gözlerimizi nasıl koruruduk? Ya da kollarınızın üst bedeninizde değil de, kafanızda olduğunu bir düşünün. Her hareketimiz nasıl da kısıtlanırdı? Ya da ağzınızın yerini değiştirmeniz gerekseydi nereye koyardınız? İşte tüm bu soruların cevabına baktığımızda Bâri isminin tecellisine ne kadar muhtaç olduğumuzu anlarız.

Esma’ül Hüsnâ yorumcularına göre Allahü Teâlâ’nın yaratmasıyla ilgili olan diğer isimler ile Bâri ismi arasındaki en net farklılıklar şunlardır: 1) Fiilen meydana getirmek, 2) Sadece canlı varlıkları yaratmak, 3) Yaratma esnasında varlıkları belli aşamalardan geçirerek yaratmak, 4) Hiçbir örneği bulunmadan yaratmak. Bu bilgilerden yola çıkarsak aslında yukarıda verdiğimiz örneklerin ne kadar yerinde olduğunu görebiliriz. Çünkü Bâri ismi, uyumlu bir işleyişin temsilcisidir. Ve bu işleyişleri de ancak canlı varlıklarda gözlemlemek mümkündür. İnsanlara verilen uyumlu sistem, hayvanlara verilen uyumlu beslenme iradesi, çiçeklere verilen uyumlu renkler ve tüm bunların ortaya çıkardığı son görüntü ciddi bir tefekkür sebebidir.

Geleneği bozmadan Kur’anî çerçeveye baktığımızda bu ismin üç yerde karşımıza çıktığını ve üçünde de Allah’a isnatla kullanıldığını görüyoruz. Bunlardan biri Haşr Suresi 24. ayet ve diğeri de Bakara Suresi 54. ayettir. Bakara Suresindeki ayette Bâri ismi iki kere kullanılmıştır. Haşr Suresinde ise Bâri ismi şu şekilde zikredilmektedir: “Huvallâhul hâlıkul bâriûl musavviru” yani “O Allah ki, Hâlıktir, Bâridir, Musavvirdir.” Daha ayrıntılı bir mealiniz varsa bu ayeti şu şekilde okursunuz: “O Allah ki, yaratandır, var edendir, varlıklara şekil verendir.”

Bazen ne düşünüyorum biliyor musunuz? Biz ne kadar anlatırsak anlatalım, ne kadar açıklamaya çalışırsak çalışalım hatta ne kadar fazla örnek verirsek verelim, şu ayetlerin verdiği anlamı ve bilgiyi sağlamamız mümkün değil. Bakın mesela o kadar satırdır bu ismi anlatmaya çalışıyorum. Fakat bir ayeti alıntılamam tüm açıklamaların önüne geçiyor. Çok daha iyi kavranmasını sağlıyor. Bazen diyorum ki, sadece ayeti yazayım bence herkes daha iyi anlar. Bu kadar uzun uzadıya anlatıp insanların kafasını karıştırmaya ne gerek var? Sonra vazgeçiyorum tabi, çünkü herkes bizim gibi düşünmüyor olabilir. Baktığı şeylerde bu isimleri görebilmek için açıklamalara ve örneklere ihtiyaçları var olabilir. O halde tekrar Kur’anî çerçeveye dönelim ve açıklamaya devam edelim.

Bâri isminin Kur’an-ı Kerim’de geçtiği iki sureye baktığımızda ikisinin de Medenî sureler olduğunu görürürüz. Bazı Esma’ül Hüsnâ araştırmacılarının bu konudaki tespitlerini yazmadan önce yukarıdaki bir bilgiyi tekrar etmekte fayda var. Bâri ismi, hiçbir örneği bulunmadan yaratandır demiştik. Yani Allah, varlıkların ilk örneklerini yaratandır. Elbette bu örneklerin yaratılması boş yere değildir. Bunlar insanlara gerek ilham olsun, gerek tefekkür ve şükür sebebi olsun diye de Kur’an’da açıklanmışlardır. O halde Allah ilk örnekleri, örnek alalım diye yaratmıştır. Bu bilgilere dayanarak bazı yorumcular, bu ismin yalnızca Medenî surelerde kullanılmasına şöyle bir açıklama getirmişler: Medine, müslümanların yıllarca süren eziyetlerden sonra iktidara geldikleri şehirdir. İlk iktidarlığı bu şehirde yaşamışlardır ve bir müslüman nasıl iktidar olur sorusuna bu şehirde cevap vermişlerdir. Bunun Kur’an’da anlatılma sebebi ise bu konuda başarılı olmaları ve daha sonra gelecek toplumların onlardan örnek almaları içindir. Demek ki biz iktidar olmayı Medine dönemlerinden öğreneceğiz. Aynı şekilde Kur’an’da bizlere ulaştırılmış binlerce örnek vardır. Mesela tövbe mi etmek istiyorsun? Adem aleyhisselam gibi samimi olacaksın. Teslimiyetini göstermek mi istiyorsun? İsmail aleyhisselam gibi kurban olacaksın. Ailene karşı sabırlı olmak mı istiyorsun? Nuh aleyhisselam gibi dirayetli olacaksın. İffetini korumak mı istiyorsun? Yusuf aleyhisselam gibi dikkatli olacaksın. Zenginlik içinde ne yapacağını mı şaşırdın? Süleyman aleyhisselam gibi cömert olacaksın. Zenginlikten fakirliğe mi düştün? Musa aleyhisselam gibi önce çoban sonra peygamber olacaksın. Çağın yozlaşmışlıkları arasında girdaba mı düştün? İsa aleyhisselam gibi Allah’a sığınacaksın. Toplumlara örnek mi olmak istiyorsun? Muhammed aleyhissalatü vesselam gibi güvenilir ve ahlaklı olacaksın.

İşte biz bu örneklere baktığımızda, “Bunların yaşanmış olması, Kur’an’da bulunması boş yere değil.” diyecek ve onları kendimize ilke edineceğiz. Çünkü ne dedik: “Allah bu örnekleri, örnek alalım diye yarattı.”

O halde, Rabbim tüm güzel isimlerinin hakkı için hepimize merhamet etsin ve günahlarımıza rağmen bize bu ilmi anlamayı/anlatmayı nasip etsin.

 

Sadakallahulazim.

 

Yanıtla