Dirlik için Birlik

0

Mahallemizde bulunan, baktığımızda mimarisi ile etkileyen, ne çok küçük ne de çok heybetli, mihrabından minberine, kitabelerinden çinilerine, kubbesinden minarelerine, şadırvanından kapılarına emeği geçenlerden Allah razı olsun dediğimiz o cami, artık eskisi gibi dolmuyor.

Evet, çocukluğumuzun en hareketli geçen dönemlerinde dahi okuldan kaçıp cuma namazlarına gittiğimiz, tabiri caizse uğrak mekânlarımızdan olan o camide artık, saflar eskisi kadar sıklaşmıyor. Cemaat çok kalabalık olduğunda bahçesine hasırlar serdiğimiz, hoparlörden ara ara ses kesildiğinde imamın verdiği vaazı ve hutbeyi duyabilmek için öne doğru yaklaşmaya çalıştığımız, bazı günler alt katı doldu diye koşarak en üst katına çıktığımız o cami, artık cuma namazlarında dahi dolmuyor.

Yıllar sonra kimi arkadaşımız ile ayrılacağımızdan, kimi ile de can yoldaşı olacağımızdan habersiz yaptığımız muzurlukların ardından ezanı duyunca, haydi yatsı namazını kılmaya gidelim deyip camiye kadar koşu yarışı yaptığımız, namaz esnasında kıkırdadığımız, kimimizin ise ciddi görünüp muzurlukları sona sakladığı günlerde camiye zevk alarak gidiyorduk. Şimdilerde ise cami dolmadığı için içimizdeki burukluk ile gidip namazımızı eda ediyoruz.

Özlemle beklediğimiz günler özlemsiz, özenle beklediğimiz günler ise özensiz bir hal almıştır. Bundan en çok etkilenen de boşalan cami safları olmuştur. Camilerde gençlerin ve dahi çocukların olmasından büyük memnuniyet duyuyorum. Cami dolmasa bile ‘’Olsun, gençler ve çocuklar camide çoğunlukta ya, bu sayı onların nesillerinde daha da çoğalır inşaallah.’’ diyerek bir nebze olsun kendimi avutuyorum. Bizler kendi çocuklarımızı da bu şuurda yetiştirirsek camilerimiz cemaatsiz kalmaz evelallah. Ancak biz dahi bazı zamanlar cemaat ile kılınan namaza gitmeye üşeniyoruz. Oysaki Allah Rasulü (s.a.v) bir hadisinde;

‘’Cemaatle kılınan namaz tek başınıza kılınandan 27 kat daha üstündür.’’

buyurmuştu. Bizler eğer sünnetleri layığı ile uygular, bunları hal ve hareketlerimize yansıtırsak, birçok kişinin doğru bildiği yanlışların düzelmesine vesile olabiliriz. İnsanlara yanlışı anlatmaya çalışmak yerine doğrusunu yaparak onların kendi hatalarını görmelerini sağlamak, biraz daha etkili olabilir. Zira anlatıldığında herkes kulak asmayabilir. Ancak biz bilfiil örnek olursak, onların vicdanına dokunmaya muvaffak olabiliriz. Zira yaşça büyük olanlar kendilerinden küçük olan kişilerin söylediklerini değil de, gizliden de olsa yaptıklarını yapmayı tercih ediyorlar. En azından yaşadığım birkaç olayı göz önünde bulundurduğum vakit, bu yolun daha etkili olduğunu görüyorum.

Ancak öncelikle kendi itikadımızı sorgulamalı ve “Ben neyi doğru, neyi yanlış yapıyorum?” bunun muhasebesini tutmalıyız. Aksi halde insanların doğrularını yanlışa çevirmemiz işten bile değildir.

İnsan çoğu zaman hatasını göremez ve aynı hatayı tekrar tekrar yapmaya devam eder. Aklı baliğ olan bir Müslüman ise aynı hatayı iki defa yapmaz, yapmamalı. Bu hususta Rahmet Peygamberi (s.a.v) şöyle buyurmuştur;

‘’Mümin aynı delikten iki defa sokulmaz, ısırılmaz.’’

İnsanları uyarırken öyle bir dil kullanmalıyız ki ne kıralım ne de kırılalım. Eğer konuşma becerimiz yoksa, kendimizi ifade etmekte sıkıntı çekiyorsak, az önce de dediğim gibi hâl ve hareketlerimiz ile bunu onlara göstermeliyiz. Ve çevremizde öyle insanlar olmalı ki bizim hatamızı da görebilmeli ve bizi uyarabilmeli. Eğer gördüğü hatayı söylemiyor, görmezden geliyorsa sizin iyiliğinizi düşündüğü söylenemez. Zira Hz. Ömer’in akıllarda kalacak ve binlerce yıl sonra dahi insanların birbirine tavsiye edeceği ve uygulayacağı şu kısa ama öz olan sözünün ne kadar doğru ve isabetli olduğunu görmekteyiz.

‘’Bana hatamı söyleyenden Allah razı olsun.’’

İnsanlar birbirine hatalarını söyleyebilmeli, zira can yoldaşı olmak bunu gerektirir. İnsanlara namazı tavsiye etmeli, hatta ve hatta cemaate iştirak etmeleri hususunda ısrar etmeliyiz. Zira cemaatimize sahip çıkamadığımız için vakti zamanında kimi camiler kapatıldı, kimileri müze yapıldı, kimi camiler de söylemeye dilimizin varmadığı şekilde kullanıldı. Bizler camileri tıklım tıklım doldurmalıyız ki kimse ne ezanımızı susturabilsin, ne camimize ne de cemaatimize dokunabilsin. Din-i Mübin-i İslam’ın sıhhat ve selameti için cemaat ile namaz şart. Günümüz haçlı ordularına karşı birlik ve beraberliğimizi göstermeliyiz. Mezhep ayrımı ile dil, ırk ayrımları ile Müslümanı Müslümana kırdırmak isteyen o haçlı zihniyetine karşı birlik ve beraberliğimizin nişanesi olarak camilerimizi doldurmalıyız. ”Dirlik için birlik olmalıyız!”

Sözlerime şu iki ayet ile son vermek istiyorum.

‘’Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır. (Âl-i İmran Suresi, 105)

‘’Allah’a ve Resul’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir. (Enfâl Suresi, 46)

 

Fotoğraf : guvensoner

Yanıtla