Yaklaşık 6 ay önce semtimizde bulunan camide yeni bir imam göreve başladı. Maşallah, sesinin güzel olmasının yanı sıra bir o kadarda iyi kalpli, Allah’ı dost edinmiş biri. Sesini duyan çevresindekilere bahsetti onlarda camimize teşrif etti ve bu vesile ile cemaatimiz çoğaldı. Yaratılanı yaratandan ötürü seven bu hocamız geldiği günden buyana hiç durmadan çalışıyor. Talebe yetiştiriyor, yaşı ilerlemiş ancak bir türlü Kur’an öğrenememiş olan kişilere ders veriyor.
Caminin yıllardır problemi olan kış aylarında soğuk oluşu ve bir türlü çözüm üretilmemesi cemaatin azalmasına sebep oluyordu. Hocamız bu soruna da çözüm bularak cemaatin huzursuz olduğu bir meseleyi bertaraf etmiş oldu.

Asıl anlatmak istediğim konuya gelecek olursak bu hocamızın ufak birde evladı var. Birkaç defa konuşmuş olmamıza rağmen hep ilk kez görmüş gibi davranıyor. Ancak sonradan açılıyor ve yerinde durdurmak mümkün olmuyor.

Bir gün yatsı ezanı okunuyordu. Ezan okunduğu esnada henüz evdeydim. Süratle evden çıktım ancak ben camiye vardığımda namaz başlamıştı ve birinci rekât kılınıyordu.
Hemen katıldım cemaate.
En arkada minberin tam önünde namaza durdum.
Sağ tarafım boştu.
İkinci rekâta geçtiğimizde arkamdan pıt pıt pıt koşma sesleri gelmeye başladı. Sonra önümden koşarak bir ufaklık geçti. Üçüncü rekâta geldiğimizde minberin hemen yanında duran adam ile minber arasından adamı iterek çıkan ufaklık hemen sağıma gelip namaza durdu. (her ne kadar secde ettiğim yere de baksam tam önümde gerçekleştiği için gayri ihtiyari görüyorum tabi) önce bildiği kadarıyla karışık bir şekilde ezan okudu. Sonra Allahu Ekber! dedi ve Fatiha ile kelime-i şehadeti karıştırarak okumaya başladı. (üçüncü ve dördüncü rekâtın sessiz kılınması ve ufaklığın benim duyacağım kadar sesli mırıldanması sebebiyle sesleri çok net duyuyordum.)
Sonra imam (babası) namazı bitirdi. Bende ardından sağıma dönüp sarı saçlı, zeytin gözlü ufaklığa; Allah kabul etsin’’ diyerek sarıldım. Ufaklığın mutluluğu yüzünden belli oluyordu. Sünneti kılmak için ayağa kalktık. Ben biraz bekledim. Baktım namazdan minberin yanından çarparak geçtiği adam çocuğun yanına geldi. Kulağına doğru eğilip; ‘’bak namazda kimsenin önünden geçme, çok günah’’ gibi şeyler diyerek ufaklığı biraz korkuttu. Bende ufaklığın yüz ifadesinden koktuğunu anladım.
Ne bilsin, çocuk işte…
Bende elimi ‘’yanıma gel’’ mahiyetinde sallayarak ufaklığın yanıma gelmesini istedim. Yanıma gelince elimi omuzuna attım ve ‘’gel bakalım delikanlı’’ dedim.

Kulağına doğru eğildim ve ‘’Sen boş ver o amcanın dediklerini. Kafana göre takıl, koş, hopla, zıpla. Allah’ın evi değil mi burası? Allah sana bir şey demiyor o ne karışır? Dimi?’’ dedim.

Ben öyle deyince çocuğun yüzü güldü. Saçlarını sallar gibi elimle kafasını okşadım. Hadi bakalım şimdi sünneti kılalım dedim. Ben namaza durdum o da arka tarafa doğru koştu.

Sünneti bitirince arkama dönüp baktım ufaklık namaz kılıyor, biryandan da etrafı seyrediyor. Sonra vitir namazına geçtim. Namazı kıldıktan sonra yine arkama dönüp baktım ufaklık aynı yerde oturuyor ama kafasını yere doğru eğmiş parmağını halının üzerinde gezdiriyor. Bana doğru bakmasını bekliyorum. Baksa el hareketiyle yanıma çağıracağım ama bir türlü bakmadı kerata.
Tespihi çektiğimiz sıra yanımdan geçti. Elimle bir anda tuttum yanıma çektim.

Gel bakalım buraya dedim yanıma oturttum.
O sıra imam Amenerrasulü’yü okuyup bitirdi el Fatiha dedi. Kulağına eğildim:

Sen Fatiha’yı biliyor musun? Dedim
Kaşlarını kaldırdı bilmiyorum dedi.
Nasıl? Sen elhamı bilmiyor musun? Dedim.
Hee elhamı biliyorum yaa. Dedi okumaya başladı.
Maşallah ne güzel okuyorsun sen öyle dedim.

Kulağına eğildim sessizce ‘’senin adın ne bakalım?’’ dedim.
Adını söyledi. Maşallah ne güzel adın var. Dedim.
Sen beni tanıyor musun? Dedim.
Tanımıyorum mahiyetinde Kaşlarını yukarı kaldırdı.
Ben seni tanıyorum ama dedim.
Sen hocanın oğlusun dedim.
Harekete geçmek için beklediği cümleyi duymuş gibi ayağa kalkıp imamın (babasının) yanına doğru gittiğim sıra aniden elimden tutup çekiştirmeye başladı.

Hop hop hop sakin ol bakalım aslan parçası dedim.
Dinler mi hiç?
Ben babasının yanına gitmeye yeltendikçe o beni başka yöne çekiyor.
Maşallah sen ne kadar güçlüsün öyle ya. Sen namaz mı kılıyorsun yoksa? Dedim.
Kılıyorum ama sürekli kılamıyorum. Dedi.
Allah Allah. Sen sürekli kılamadığın halde bu kadar güçlüysen 5 vakit kılsan demek ki ne kadar güçlü olacaksın. Dedim.

Çekerken bi ara Allah dedi. Bak Allah deyince nasıl çektin beni. Sonraki çektiğinde Allah demedi bende tuttum kendimi çekemedi.
Bir sonrakinde yine Allah diyerek çekti. Bu sefer öne doğru ittim kendimi.
Bak yaa Allah dedikçe beni nasıl çekiyor. Bak Allah demek nasıl kuvvet veriyor gördün mü? Dedim.
Ama ben kuzenimi güreşte hep yeniyorum dedi.
Allah demesen yenemezdin. Bak Allah deyince nasılda çektin beni.
Sonra ben Allah dedim kendime çektim.
O beni ben onu derken en sonunda birbirimizi çeke çeke kapıya gelebildik. Sonra babası yanımızdan geçiyordu selam verdim kısa bir muhabbet ettik. Ufaklığa doğru eğildim ‘’ben artık gidiyorum aslan parçası’’ dedim. Hayır, gitmiyorsun diyerek imam odasına doğru çekmeye çalıştı beni. Bilerek ‘’Allah demediğin için çekemiyorsun bak’’ demedim ki beni esir almasın :).

Gitmem lazım evden bekliyorlar desem de ikna edemedim.
Tamam, yarın yine geleceğim dedim.
Yarın yine geleceksin ama bak. Dedi.
Tamam, geleceğim diyerek anca ikna edebildim.

Yaşadığım bu olaydan çıkaracağımız hisse camilerde çocukları azarlamak, korkutarak bir şeyleri yapmalarını engellemenin çocuklar üzerinde nasıl olumsuz etkiler bıraktığını görmemiz gerek. Onlar camilerde diledikleri gibi koşsun, oynasınlar. Zaten bir şeyleri anlamaya başladıkları vakit bu huylarını bırakacaklardır.
Bize düşen sabredip onları camilerden soğutmamaktır.