Ahlaklı Ticâret

0

Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul’u fethetmeye hazırlandığı sıralarda halkının durumunu görme maksatlı tebdili kıyafetle bir gün çarşıya indi.

Sabah erken saatlerde yanına aldığı veziriyle çarşıda olan Fatih, girdiği ilk dükkândan birkaç şey almak istedi. Dükkân sahibi kendisini tanımamakla beraber, arzu ettiği şeylerden sadece birini hazırlayıp verdi. Bunun üzerine Sultan, diğer istediği şeylerin de hazırlanmasını söyledi. Dükkân sahibi; “Efendim ben sabah siftahımı yaptım, komşum da dükkanını yeni açtı. Diğer isteklerinizi de ondan alınız.” Dedi. Sultan yan dükkana girdi, bu sefer de yeni girdiği dükkanın sahibi istediklerinden yine sadece birini hazırladı ve yan dükkana gitmesini, çünkü komşusunun bu sabah siftâh yapmadığını, diğer alacaklarını da ondan almasını istedi. Bu durum böyle devam etti.

Alışverişi bitiren Fatih Sultan Mehmed’in ağzından şu cümle döküldü:

Allah’ım, değil bu milletle İstanbul’u, dünyayı bile fethederim.

Bu kıssa ile başladım çünkü bu kıssadan çıkarılacak çokça hisse vardır. Osmanlı döneminde ve Osmanlı’dan önce alışveriş adâbı ahlaklı bir şekilde ilerliyordu. Her dönemde araya kaynayan fitneciler illâ ki olmuştur, lâkin o dönemde bunlar elle tutulur sayıda değildi.

Esnafın esnafa, müşteriye ve müşterinin de satıcıya saygısı vardı.

Zira Nur suresi 37. Ayette Allah;

“Bir takım insanlar (Allah’ı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.”

Buyurmuştur.

Allahtan korkan satıcı malını en güzel şekilde sunar ve komşusu ile güzel ilişkiler içinde satışını yapar. Ancak günümüzde görüyoruz ki ne müşteriye ne de komşuya saygı, elle tutulur bir sayıda değil. Yalnızca ülkemizde değil, diğer birçok ülkede bu böyle ne yazık ki.

Yukarıda paylaştığım kıssada esnaf komşusunun henüz siftah yapmadığını ve ondan alışveriş yapılmasını istiyor. Ancak günümüzde komşusu onunla aynı ürünü satıyorsa komşusunun kazanmaması ve işlerinin bozulması için komşusunu kötülemekten çekinmeyen sözde esnaflar var ne yazık ki.

Ülkemizde nasıl olduğunu yaşadığımız için bilebiliriz belki. Ancak yurt dışındakileri bilme olasılığımız daha düşük. Bu sebeple bizzat yaşadığım olaylardan etkilenerek yazdığım bu yazıma birde yaşadığım olaylardan birini sizinle paylaşarak devam edeyim.

Umre için gittiğimiz Mekke’de, alışveriş maksatlı girdiğimiz bir mağazada kıyafet bakıyorduk. Ancak hoşumuza giden bir ürün olmadı. Diğer mağazaya gitmek için dışarı çıkacakken dükkân sahibinin bize “onların malları iyi değil, onlardan almayın, onlar kalitesiz satarlar benimkiler kaliteli” gibi şeyler söyleyerek komşusundan alışveriş yapmamamızı istedi.

Zamanında Osmanlının adalet ile hükmettiği toprakları bu halde görmek insanı gerçekten üzüyor.

Ürün satabilmek için sakal uzatan ve İslamî bir havaya bürünen insanları da her an görebiliriz maalesef. Allah’ı kandırdığını zanneden ancak kendilerini kandırmaktan başka bir şey yapmayan bu insanlar, bu şekilde kazandıkları paranın onlara hayır getirmeyeceğinden bîhaber olsalar gerek. Zirâ Allah, istediğine dünyalık verir, istediğine cennetten bir köşk verir. Elbette herkes aynı değil ve kimsenin kalbini açıp bakamayız lâkin gözle gördüğümüz kadarı bile üzülmemiz için yeterli. İslam’ı para kazanmak için kullanmak yapılabilecek en ahmakça hareketlerden birisi olsa gerek.

Zirâ Allah, bizi Bakara suresi 14. Ayette;

“(Bu münafıklar) mü’minlerle karşılaştıkları vakit ‘(biz de) iman ettik’ derler. (Kendilerini saptıran) şeytanları ile baş başa kaldıklarında ise: ‘Biz sizinle beraberiz, biz onlarla (mü’minlerle) sadece alay ediyoruz,’ derler.”

Diyerek bizi bu gibi insanlara karşı uyarmaktadır.

Bir esnafın oğlu olarak şunu öğrendim ki ticarette dürüst olursan ve insanları kandırmadan işi hakkıyla yaparsan hem insanların gözünde saygın olursun, sevilirsin, hem de alnının teriyle kazandığın helal paranın vermiş olduğu gururla evine rahat bir şekilde gidersin.

Önüne koyabilecek bir tas çorba bulabildiğin için şükretmesini biliyorsan eğer Allah katında saygın bir konumdasın demektir.

Cennete uçuran 2 kanattan birisi sabır birisi şükürdür.
Sabretmesini ve şükretmesini bilelim inşaAllah.

Allaha emanetsiniz.

Fotoğraf : quasan

Yanıtla